28 Ağustos 2019 Çarşamba

"Bin Yıllık Reich" kurucusundan sadece bir hafta daha fazla yaşadı

Hitler halleri..
Almanya'nın 1933 ve 1945 arasında derin ve hatta emsalsiz büyüklükte bir değişim yaşamış olmasına rağmen, Nazi Devrimi'nin yapısal zayıflı­ğına ve yetersizliğine dair gereğinden çok kanıt mevcuttur.

Hitler'in asıl hedeflerinden biri, "Devletin gelecekteki tüm kurumları [Nazi] hareketin kendisinden
temellenip yükselmeli," olmuştu. Bu, yüzeysel olarak, Bolşeviklerin tüm devlet kurumlarını  kendilerininkilerle değiştirme amacına benziyordu. Ne ki, pratikte Naziler böyle bir temiz­leme harekatını ne başarabildiler ne de böyle bir şeye giriştiler. (K. D. Bracher ve diğerleri Üçüncü Reich'ın içindekilerin çoğunun uydurulmuş olduğunu savundular: "Hemen hemen her yerde rejim iki düzlemde eşza­manlı olarak işliyor: eski kurumların içine işlemek ve onlarla uzlaşmak, ama aynı zamanda onların üzerine yeni, ayrı ve rakip mekanizmaları inşa etmek." Örneğin, geleneksel sivil memuriyete Nazi bürokrasisi hakim oldu, ama hala ondan ayrıydı. Sonuç olarak, bu kurumların işlerliği sık sık iki başlı ve hemen her zaman karmaşıktı. Nazi siyasal düzeni içsel olarak tutarsızdı ve sistematik değildi, sürekli yaşayıp işlemesi de Füh­rer'in kendisine bağlıydı.

29 Temmuz 2019 Pazartesi

İngiltere'de Soyadı Kullanımının Başlaması

Bryan Sykes

Domesday Book (kitabı) bir gravürde böyle gösterilmiş, 1900
Fatih William, İngiltereyi işgal ettikten sonra elindeki mülkün değerini öğrenmek ister.
Görevliler ayrıntılı (çok ayrıntılı) araştırma yaparak, kayıt tutarlar ve bu kitabı hazırlarlar.
Sicil defterleri, sicil kayıtlarının yorumlandığı;  özet kitap, değerlendirme raporudur aslında Domesday Book.
Belgeler İngiliz ulusal arşivlerinde hala mevcut. Bu yüzden geçmişini araştırmak isteyen bir kişi için yüzlerce yıl
 önceye giden resmi kayıtlar var.
Nitekim yazarımızın da (Bryan Sykes) başlangıç hikayesinin bir yönü de budur.

Aristokratlarınkiler dışındaki çoğu İngiliz soyadı 13. yüzyıl civarında, en başta bir mülk yönetim aracı olarak kullanılmaya başladı. 1066’daki Norman istilasını gerçekleştiren ve ülke topraklarını dostlarına, destekçilerine dağıtan I. William’ın doğrudan mirası olarak, neredeyse bütün ülke büyük feodal beyliklere bölündü. Beyliklerin bütün topraklarını bir feodal lord kontrol eder ve tarım arazilerini kiracı çiftçilere dağıtırdı. Bu kiracı çiftçiler, ödedikleri kiralarla, lordun ve birinci dereceden akrabalarının çok kısa sürede alıştıkları o gösterişli hayatı sürdürmelerini sağlardı. Bu son derece denetlenen bir yapıydı, her parselin boyutları ve kirasıyla beraber kiracının adının da listelendiği -pek çoğu hâlâ mevcut- ayrıntılı kayıtlar tutulmuştu.

Soyadı olmadan, mülk memurlarının olayları takip edebilmesi neredeyse imkânsızdı. Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir köyde birkaç insanın isminin aynı olması köy sakinleri için başa çıkılabilir bir şeydi. İnsanlar birbirini şahsen ve çoğu zaman da lakabıyla tanıyordu. Ama idareciler büyük sorunlarla karşılaşıyordu. Hangi John, hangi Adam, hangi Maud, hangi Mary, çoğu zaman bilinemiyordu. Getirdikleri çözüm, aynı isme sahip insanlara birer isim daha —bir soyadı— vererek, onları birbirinden ayırmak oldu. Çok geçmeden bu yeni soyadları kalıtsal hale geldi. 13. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, ölen kiracı çiftçilerin toprak kullanım hakkını oğullarına bırakmasına izin verilmesiyle kiracılığın kalıtsal hale gelmesinin ardından soyadının da kalıtsal hale gelmesi normaldi. Yani, çoğu İngiliz soyadının kökeni, ortaçağ muhasebeciliğinin pratik zekâsında yatıyor. Uygulama bürokrasiden çıktı ve sonunda herkese bir soyadı verildi; evlenen kadınlar kocalarının soyadını aldı. Bu soyadları bazen bir meslekten —örneğin Carpenter [marangoz], Smith [demirci] ve Butcher [kasap]- türedi, bazen bir lakaptan, genellikle Redhead [kızıl] ya da Smallpiece [küçük bir tarlanın sahibi] gibi betimleyici bir lakaptan evrildi.

Bazı soyadları, babanın adının sonuna bir “-son” [-oğlu] eklenerek, Johnson veya Adamson gibi baba kökenli isimlerden türedi. Dördüncü gruptaki soyadlarıysa arazi özelliklerine dayanıyordu; Hill [tepe], Bush [çalı], Wood [koru] ve Yorkshire’da Sykes [dereler].

...

Bryan Sykes, Adem'in Laneti, Koç Üniversitesi Yayınları, 2017

11 Temmuz 2019 Perşembe

A'dan Z'ye Resimlerle İstanbul: Tarihi ve Meşhur Yerler Kılavuzu



Golden Horn, Altın Boynuz veya Haliç
Resimde Haliç'in girişini, Galata Köprüsü'nü, karşı yakada Sarayburnu ve Topkapı Sarayını
bize yakın olan tarafta Galata Kulesi'ni ve Pera'yı, Marmara Denizi açıklarında Prens Adalarını görüyoruz.
Altın Boynuz (Haliç), eski şehri Beyoğlu’ndan ayıran ve Boğaz’la kesişme noktasından 7 km. kadar içeriye doğru akan kıvrımlı medcezirsel bir haliçtir. İngilizce anlamı kabaca Grekçe Kepdrıoç Kötioç, Keratios Kolpos’tan gelir; Türkçede ise körfez anlamına gelen Haliç’tir. Boynuzun meydana getirdiği doğal liman İstanbul’un konumu için büyük bir avantaj sağlar.
Bizans dönemi İstanbul'u. (Tarihi Yarımada)
Konstantinopolis (Konstantin'in Şehri)

Altın Kapı, İmparator I. Theodosius’un hükümdarlığı zamanında (378-395) ihtimalle 386 yılında Vizigotlara karşı kazandığı zaferin anısına inşa edilmiş bir zafer takıdır. Altın Kapı olarak adlandırılmasının sebebi şehir surlarının yaldızlı bronz plakalarla kaplı olmasıdır. Bizans devri boyunca Altın Kapı önemli seferlerden dönen imparator ve generallerin zafer kapısı olarak kullanıldı. Böyle bir meşhur olay, İmparator Heradius’un 628’de İran Sasanilerine karşı yaptığı başarılı sefer sonrasında Kudüs’ten çaldıkları Kutsal Haç’ı Konstantinopolis’e getirip zaferle kapıdan geçmesiydi. Atlı arabası dört fil tarafından çekildi. Türkler II. Mehmet zamanında Avrupa yakasından gelecek saldırılara karşı şehri savunmak için Yedikule’yi inşa ettiler.
Yedikule Hisarı
Ayrıntılı bilgi için linke bkz. 

4 Temmuz 2019 Perşembe

Tigris (Dicle) İsminin Mitolojik Kökeni



Dicle Nehri (Tigris) 
Dionysos, tutkun olduğu Alphesiboia isimli Asya'lı nympha'yı elde etmek için binbir çare düşünmüş, sonunda bir kaplan olup kızı kovalamaya başlamış. Koşa koşa bir ırmağın kıyısına gelmişler, kız ırmağı geçebilmek için tanrının kolları arasına girmeye razı olmuş. Dionysos'tan gebe kalıp Medos'u doğurmuş. Medos, Med'ler boyuna adını verdiği gibi, geçilen ırmağa da Tigris (Dicle) yani Kaplan ırmağı denmiş.

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 

1 Temmuz 2019 Pazartesi

Aydınlanma ve Kamu Alanı

John Merriman


Royal Palais’in bölümleri, 18. yüzyıl'da,  Paris’in sosyal, ekonomik ve sosyal yaşamının merkezi haline gelen alışveriş merkezlerine dönüştürüldü. Arabistan pazarlarından esinlenerek, Kraliyet sarayının uçlarını birbirine bağlayan bir dizi ahşap dükkandan oluşan Galerie de Bois, 1786'da açıldı. Nazik orta sınıfı etkilemek için tasarlanan Palais-Royal, nispeten yüksek fiyatlarla lüks ürünler sattı. Ancak, bu yeni eğlenceler; alışveriş yapmak ve görülmek için bir yer haline geldiğinden, fiyatlar asla caydırıcı değildi. Çarşılar, müşterilere gürültülü, kirli caddeleri karakterize eden karmaşadan uzakta; kapalı, ılık, kuru ve insanların sosyalleşebileceği bir alan sundu.  Aşağıdaki yazıda bu mekanın öneminden de bahsediliyor. 

....

Önce, bilinen bazı şeyleri sizin için bir tekrar edeyim. Aydınlanma’nın niçin önemli olduğunu altı başlık altında özetlemek gerekirse, şu şekilde bir sıralama yapabilirsiniz. Hepsinden önce, tabi ki
Aydınlanma düşüncesi—her ne kadar Aydınlanma düşünürleri bir çok konuda görüş ayrılığına düşmüşler, çok değil sadece bir kaç tanesi ateist, bir çoğu Deist ve Tanrı’nın her yerde olduğuna inanıyorlarsa da—Aydınlanma geleneksel dinin hakimiyetini, özellikle Fransa’da Katolik Kilisesi’nin
rolünü zayıflattı. Tabi ki, lisede veya her neredeyse öğrendiğiniz Fransızca ile Voltaire’in açıkça
din karşıtı Candide’ini okursanız, bunun en aşırı örneğini göreceksiniz.

İkinci olarak, ve buna bağlı olarak, Aydınlanma düşünürleri laik, dini inançlardan ayrılmış bir bir
ahlak yasası öğrettiler.
İnsanoğluyla uğraşıyorlardı. İnsanoğlunu seviyorlardı. İnsanların esas olarak iyi olduklarını düşünüyorlardı. Bu dünyanın sonsuz yaşamı bekleyen bir ağlama vadisi olmaması gerektiğini söylüyor, çıkıp bu tür iddialarda bulunuyorlardı.

Üçüncüsü, kalıplaşmış geleneği kabul etmeyerek eleştirel bir analiz ruhu geliştirdiler. Nesilden nesile aktarılan gerçekleri, özellikle dini kurum tarafından aktarılanları; kalıplaşmış geleneği kabul etmediler, mesela kalıplaşmış hiyerarşileri. Bu onların analiz ruhlarının parçasıydı.

20 Haziran 2019 Perşembe

Hint Mitolojisinde Maya

Heinrich Zimmer
Escher, Waterfall
Maya kavramını temsil etmenin çağdaş bir yorumu olarak da düşünülebilir
Gerçek ve yanılsama..
Paradoksal bir gösteri
Maya sözcüğü etimolojik olarak "ölçme"yle bağlantılıdır. "Ölçmek ya da çizmek (örneğin bir binanın zemin planını ya da bir şeklin dış çizgilerini çizmek gibi); üretmek, biçimlendirmek ya da yarat­mak; göz önüne sermek" anlamına gelen ma kökünden türemiştir. Maya, biçimlerin ölçülmesi, yaratılması ya da sergilenmesidir; maya bir yanılsama, hile, kurnazlık, aldatma, el çabukluğu, sihirbazlık ya da büyücülüktür; yanıltıcı bir imge veya görüntü, hayal, göz aldan masıdır; maya aynı zamanda her türlü  diplomatik hile veya kandırma amacıyla yapılan her türlü siyasal kurnazlıktır. 

Tanrıların maya'sı, kendi kurnaz özlerinin çeşitli yönlerini istedikleri zaman sergileme yoluyla çeşitli biçimler alma güçleridir. Ancak tanrıların kendileri de daha büyük bir maya'nın -başlangıçta farklılaşmamış, her şeyi yara­tan ilahi Töz'ün kendiliğinden dönüşümünün- ürünüdür. Bu büyük maya yalnızca tanrıları değil, onların etkinlik gösterdiği evreni de üretir. Uzayda aynı anda varolan ve her biri zaman içinde birbirinin yerine geçen tüm evrenler, varlık düzlemleri ve bu düzlemlerin gerek doğal gerek doğaüstü yaratıkları, varlığın bitip tükenmez, özgün ve ebedi kaynağından gelen tezahürlerdir ve maya'nın bir oyunuyla tecel­li ederler. Tezahür etmediği dönemde, kozmik gecede maya çalışmayı bırakır ve gösteri sona erer.

18 Haziran 2019 Salı

Kafkas Halkları

Georges Dumiezil
Aşağıdaki lejanta bakarak inceleyiniz
age


Hazar Denizi ile Karadeniz arasında uzanan ve Kafkas­ya'yı oluşturan dağlık dar kara parçasında çok sayıda de­ğişik halk grupları yaşamaktadır. Kimileri burada eski­den beri yaşarken, kimileri de değişik zamanlarda çıktık­ları seferler sırasında ya da kuzeyde ve güneyde uzanan ovaları işgal edenlerin önünden kaçarken buralara gel­mişlerdir. Ne var ki sıradağların iki yamacı; ırklar ve kültürler açısından belirgin bir farka sahiptir. Bunlar, dağla­rın Karadeniz'e bakan tarafında ve merkeze yakın bazı bölgelerde, 19. yüzyılda Vladikavkaz ve Tifüs arasında ulaşımı sağlayan meşhur Gürcü askeri yolunun geçtiği bölgelerde az çok birbiriyle karışmaktadır.

Kafkasya'nın kuzeyi 19. yüzyılın ikinci yarısında Rusya tarafından ilhak edilinceye kadar, ilk başta kapsamlı bir Çerkez halkları birliğinin yurdu olmuştu. Bu birliğin üye­si  olanlar, batıdan doğuya doğu Abhazlar (Abxaz), Abazalar, Karadeniz kıyısındaki Ubıhlar (Ubix) ve bir de iç bölgede Dağıstan'ın kuzeyine kadar uzanan bölgede ya­şayan gerçek Çerkezlerdir) (ya da Adiğeler). Çerkezler, çok sayıda kavmin (Abaza, Şapsuğ, Natuhay, K'emirgoy, Bjeduh vs.) oluşturduğu Batı Çerkezleri ve Doğu Çerkezleri (Besleney, Kaberdey) olmak üzere kendi içinde iki büyük gruba ayrılmaktadır. 1864 yılından sorıra Batı Çer­kezlerinin büyük çoğunluğunu oluşturan Ubıhlar ile Besleneylerin neredeyse tamamı, pek çok Abhaz ve Kaber­dey Hıristiyan fatihin saldırılarından korunmak için Tür­kiye'ye, özellikle Anadolu'ya göç etmişlerdir. Çerkezler, yeni yurtlarında henüz tam olarak asimile olmamışlardır. Abhazca, Ubıhça ve Çerkezce birbirinden çok farklı, fa­kat yine de birbiriyle yakın akraba dillerdir. Bunlar, belli ölçüde Çeçence ve Dağıstan dilleriyle uzaktan akraba da sayılırlar. Bu dillerin yapısı ile Bask dilinin yapısı arasın­da garip bir benzerlik vardır ve üstelik aralarında akrabalık olduğuna dair bir kanıt da yoktur.