Komünizm-Sosyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Komünizm-Sosyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2021 Cuma

Türk Siyasal Düşüncesinin Son Yüz Yılında Üç Ana Yönelimin Ortak Çıkmazı Dogmatizm[1]

 

Türkiye yüz yıldır, sırasıyla İslâmcı, Pozitivist-Batıcı ve Sosyalist olmak üzere üç düşünce ikliminde yaşamıştır dersem, sanırım, çok yanlış bir genelleme yapmış olmam. Bunların bağdaşmaz olduk-larını, birbirleriyle eşit ağırlık taşıdıklarını, Türk düşüncesinin bu evrelerden birini tamamladıktan sonra ötekine girdiğini, üçünün benzer ölçülerde yaygınlık kazandığını, yüz yıldan beri başka hiç-bir düşünce akımı doğmadığını söylemek istemiyorum. Yalnızca, bunları ana yönelişler olarak ayırmak bana önemli göründü.

Türk düşüncesi, en azından yüz yıldır, hemen hiçbir alanda gerçek anlamıyla yaratıcı olmamıştır –ne özgün bir kuramsal yapı ortaya koyabilmiş, hatta ne de yabancı kökenli bir düşünceyi yerli koşullara uyarlamakta ciddî bir başarı gösterebilmiştir. Aydınlarımız genellikle, epigon[2] olmaktan ileri gidememiştir.

Bu iki tespiti şöyle bağlayacağım: Çağdaş Türk düşüncesindeki üç ana akım içinde, dogmatizm ortak bir parantez meydana getirmektedir. Düşünürlerimizin benimsedikleri görüşlere dogmatikçe bağlanmaları, eleştirici ve dolayısıyla yaratıcı olmamalarına yol açmıştır. İşte, burada savunmaya çalışacağım tez, en sivri bir biçimde böyle özetlenebilir.

Hemen söyleyeyim ki, bu bir çeşit özeleştiridir. Bununla, Türk düşüncesine karşı haksızlık etmeyi amaçlamıyorum. Hatta nedenini ve çarelerini araştırarak dogmatiklikten kurtulabileceğimiz gibi, safdilce bir umudum da var.

Önce, dogmatizmden ne anladığımı açıklamaya çalışayım.

4 Haziran 2019 Salı

Apokaliptik Politikalar: Binyılcı İnanışlar ve Hala Süren Etkisi

John Gray
Hong Xiuquan Göksel Taiping Ordusu'nun lideri.
İsa'nın küçük kardeşi olduğunu savunmuştur. 

Dünyayı Dönüştürmeyi Amaçlayan Ütopyalar, Binyılcı Hıristiyan İnançlarının Seküler Bir Uzantısıdır

"Yeni bir cennet ve yeni bir dünya: Çünkü, ilk cennet ve ilk dünya sona erdi" deniyor, Vahiy kitabında. "Cennet" sözcüğünü çıkarın ve yalnızca "yeni bir dünya"yı bırakın. İşte, tüm ütopyacı dizgelerin sırrı ve reçetesi elinizdedir.
E. M. Cioran[2]


Modern devrimci hareketlerin dini kökleri dizgeli bir biçimde ilk defa Norman Cohn'un The Pursuit of the Millennium (Binyılın Peşinde) adlı yaratıcı çalışmasında ortaya çıkarılmıştır.[3] Yandaşları açısından komünizmin birçok bakımdan din işlevi gördüğü çokça belirtilmiştir. Bu olgu düş kırıklığına uğramış eski komünistlerin makalelerinden oluşan ve Soğuk Savaş'ın başlangıcından hemen sonra yayımlanmış ünlü bir derlemenin başlığına da yansımıştır: The God that Failed (Sınıfta Kalan Tanrı).[4] Cohn benzerliklerin, ayırdına varılandan daha çok olduğunu gösterdi. Yirminci yüzyıl komünizmi en parlak döneminde Ortaçağ sonlarında Avrupa'yı sarsmış olan binyılcı hareketlerin birçok özelliğini yineledi. Sovyet komünizmi modern bir binyılcı devrimdi ve Nazizm de keza; bununla birlikte, birçok Nazi'yi harekete geçiren gelecek tasavvuru bazı açılardan daha olumsuzdu.

Bazı kilit terimlere açıklık getirmekte yarar olabilir. Kimileyin chiliast denilen binyılcılar  –chiliad bin parçadan oluşan herhangi bir şeydir ve Hıristiyan binyılcılar İsa'nın Yeryüzü'ne döneceğine ve yeni bir krallık kurup bin yıl boyunca hüküm süreceğine inanırlar–  apokaliptik bir tarih görüşüne bağlı kalırlar. Günlük dilde "apokaliptik" sözü bir felaketi ifade eder ama kutsal kitap dilinde bildirmek anlamındaki Yunanca bir sözcükten gelir; apokalips, göğe yazılmış sırların zamanın sonu geldiğinde açığa çıktığı bir vahiydir ve Seçilmişler açısından bunun anlamı felaket değil, kurtuluştur.

4 Nisan 2019 Perşembe

Sağcı ve Solcu Sekterler Üzerine



Paul Freire
Fanatizmle beslenen sekterlik her zaman hadım edicidir. Eleştirel bir ruhla beslenen radikalleşme ise daima daha yaratıcıdır. Sekterlik gizemlileştirir ve böylece de yabancılaştırır; radikalleşme eleştirir ve böylece de özgürleştirir. Radikalleşme kişinin seçmiş olduğu tavra artan bir bağlılığı içinde barındırır ve böylelikle somut, nesnel gerçekliği dönüştürme çabasına daha sıkı angaje olmayı getirir. Buna karşılık gizemlileştirdiği ve irrasyonel olduğu için sekterlik gerçekliği sahte (ve bu nedenle de değiştirilemez) bir "gerçeklik"e dönüştürür.

Sekterlik hangi siyasi kampta olursa olsun, insanlığın kurtuluşuna bir engeldir. Sağcı versiyon ne yazık ki, her zaman doğal karşıtına yani devrimcinin radikalleşmesine yol açmaz. Devrimcilerin sağın sekterliğine karşılık verirken gericileşmesi hiç de ender değildir. Bununla birlikte bu olasılık radikalin, elitlerin uslu bir piyonu haline gelmesine yol açmamalıdır. Özgürleşme sürecine giren radikal, ezenin şiddeti karşısında radikal kalamaz.  

Öte yandan radikal, asla bir öznelci değildir. Onun için öznel olan, ancak nesnel olanla (analizinin nesnesini oluşturan somut gerçeklik) ilişkisi içinde varolur. Böylelikle öznellik ve nesnellik, eylemle bir dayanışma içinde bilgi üreten bir diyalektik birlik oluştururlar. Bunun tersi de doğrudur.

8 Şubat 2018 Perşembe

Artık Değer ya da Artı-Değer


A detailed overview of the work of the famous
American photographer
Lewis Hine (1874 - 1940)
 from the collection of the George Eastman House.
(Plus-Value ou Survaleur, Surplus Value) Sermayenin* değerlenme kuramının temel kavramı, artı-değer diye de adlandırılan artık değerdir. Nicel açıdan artık değer, bir dönem boyunca kapitalist etkinlikten doğan sermaye artışı miktarını belirtir. Sermaye gibi o da değerle ölçülür. Geriye bu
artışın gizemini çözmek kalıyor.

Marx, metaların* normal fiyatları üzerinden; yani, Kapital'in birinci cildinde benimsediği basitleştirici  varsayımlar çerçevesinde, değerleriyle orantılı fiyatlar üzerinden mübadele edildiğini varsayar. Sermayedarlar arasındaki veya sermayedarlarla son tüketiciler arasındaki ilişkilerde tüm metalar bu fiyatlardan mübadele ediliyorsa, görünürde bir artış söz konusu olmaz: değer aktarılır, bir elden diğerine geçer.

Bu noktada Marx, kullanımı değer yaratan özel bir metanın var olduğunu açıklar. Bu, emekçinin işgücüdür. Çalışma kapasitesi bir meta gibi düşünülür; bu da, bir faydaya ve bir değere sahip olduğu anlamına gelir. Satın alanın bakış açısından işgücünün sağladığı fayda, emektir: sermayedar işçiyi çalıştırır. Değeri, onun üretimi için gerekli çalışma zamanıdır. İşçinin satın alabileceği metaların üretimine gereken zaman olarak tanımlanır. Marx'ın "geçim araçları" olarak adlandırdığı malları (ailenin birçok üyesinin çalışabileceğini dikkate alarak, işçi ve ailesi için gerekenler) satın alma gücünü ifade eder. Zaman zaman işgücünün "üretimi" terimi yerine "yeniden üretimi" terimi tercih edilir. Her meta gibi bunun da bir fiyatı vardır: bu ücrettir".

11 Temmuz 2017 Salı

Enternasyonal Marşı Nasıl Doğdu?

https://todayinlaborhistory.wordpress.com/category/1880-1889/
Devrimci romantizm havası içinde Eugene Pottier'nin yazdığı Enternasyonal şiiri hakkında çeşitli efsaneler yayılmıştı. Pottier'nin bu şiiri Haziran 1871 'de Paris'te saklanırken yazdığı söylentisi bu romantizmin yığınlardaki ifadesiydi. Gerçekte ise Eylül 1870'te kaleme alınan şiire son şeklini Komun üyesi Gustave Lefrançais verdi ve Pottier, gıyabında ölüme mahkum olduktan sonra Fransa dışına kaçan Lefrançais'ye şiiri ithaf etti. 

24 Haziran 2017 Cumartesi

Kurşun Mühürlü Tren- Lenin, 9 Nisan 1917

Stefan ZWEIG

Lenin konuşma yaparken resmedilmiş.
Eskicinin evindeki adam
İsviçre, ufacık bir barış adası... Birinci Dünya Savaşının azgın dalgaları, habire kıyılarını dövüyor. 1915, 1916, 1917 ve 1918 yılları boyunca bu adacıkta hayat, heyecan dolu bir polis romanını andırır. İki ayrı kampa mensup diplomatlar, otellerin süslü salonlarında, birbirlerini tanımaz oluvermişlerdi. Daha düne kadar, ahbapça briç oynayan, karşılıklı eğlentiler düzenleyen, kendileri değildi sanki. Bu adamların yanına, ne idüğü belirsiz bir alay insanın telâşla girip çıktığı görülüyordu: Milletvekilleri, sekreterler, ataşeler, tüccar takımı, peçeli ya da peçesiz kadınlar… Hepsinin gizli ödevleri vardı. Hele otellerin önünde kimlere, nelere rastlanmazdı ki… Otomobillerle gidip gelen fabrikatörler, ünlü çalgıcılar, gazeteciler; maksatlarını gizlemeye çalıştıkları belliydi.

15 Haziran 2017 Perşembe

Marksizm Nedir?

Neil Faulkner

Marksizm kimi zaman Alman felsefesi, Fransız sosyalizmi ve İngiliz iktisadının bir bileşimi olarak sunulur. Bu doğru ama eksiktir. Marksizmi pratikten kopuk, yalnızca teorik bir mesele olarak ele alır, yani özünü tamamen gözden kaçırır.

Marksizmin temel fikirlerini, 1843-47 arasında Karl Marx (1818-83) ile Friedrich Engels (1820-95) formüle etti. Onların ortak çalışması, düşünce alanında, bilimde Isaac Newton, Charles Darwin, Sigmund Freud ve Albert Einstein’ın başarılarıyla karşılaştırılabilecek bir devrimi temsil ediyordu. İnsan toplumunun bütününü anlamak için tümüyle farklı bir paradigma yarattılar. Ama düşünsel devrimlerinin öznesinin tam da insan toplumu olmasından ötürüdür ki laboratuvarları, içinde yaşadıkları toplumsal dünya olmak zorundaydı. Marx ile Engels’in o zamanın kitle mücadelelerine katılmış faal devrimciler olması, Marksizmi mümkün kılmıştı.

10 Mart 2017 Cuma

"Kaçınılmaz" Tablosunda Kışlık Sarayın Zaptı


Sanatçı: Sergei Lukin*


KAÇINILMAZ  
https://tr.pinterest.com/pin/94786767135510221/

Lukin'in "Kaçınılmaz" adlı tablosunda Kışlık Sarayı zapteden Kızıl Muhafız, çocuksu merakla karışık bir keyifle asırlar boyu kendisine ve atalarına hükmetmiş olan hanedanların iktidar ve zenginlik alametlerini seyrediyor.
işçiler, 1905'te hayatlarını biraz olsun yaşanabilir kılması için Çar'dan ricada bulunmaya gittiklerinde Kışlık Sarayın önünde kendilerine makineli tüfek mermileri lütfedilmişti. Çar'ı devirdiklerinde başlarına geçen Kerensky hükumeti aynı Kışlık Sarayı bu kez de onlar için erişilmez bir iktidar karargahı haline getirdi.

28 Haziran 2016 Salı

Brecht- Okumuş Bir İşçi Soruyor

Bertolt Brecht


Bertolt Brecht (soldan ikinci) Kültür Birliği Barış Gösterisi 1948
Bundesarchiv, Bild 183-H0611-0500-001 / CC-BY-SA 3.0
Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış Babil’i her seferinde?

16 Nisan 2016 Cumartesi

Bayan Tussaud'nun Mumdan Figürleri

Ateşi Çalmak 3
Galina Serebryakova

 Bayan Tussaud'nun kendi balmumu heykeli
XV. Louis’nin krallığı döneminde doğmuş olan Bayan Tussaud, XVIII. yüzyılın sonunda, bir arının çalışkanlığı ile, kolay işlenir mum kullanarak yaşadığı yüzyılı canlandırmıştı ama porselen ve boyalı mumlarla yaptığı bu şey; sadece yaşamın sahte altın kaplamasını, yalancı sırmasını, rengarenk elbiselerin çeşitliliğini, perukların buklelerini, yeni doğan kibirli asilzade takımının cilvelerini yansıtmaktı.

29 Aralık 2015 Salı

Ekoloji, yerel yönetimler, komünalizm

David Danek*

Murray Bookchin ile söyleşi

Murray Bookchin. Sosyal Ekoloji Enstitüsü'nün 
kurucusu
http://social-ecology.org/wp/2015/07/assemblies-and-

elections-questions-for-the-left/
1921 doğumlu olan Murray Bookchin yetmiş yıldan beri sol siyasetin içindedir; ve başta Marksizm ve anarşizm olmak üzere, ekoloji, doğa felsefesi, tarih, kent çalışmaları ve Solu içeren [konularda] iki düzineye yakın kitap yazmıştır. 1950'lerde, 1952'de [yazdığı] "Gıdalarda [Kullanılan] Kimyasallar Sorunu" [ing. The Problem of Chemicals in Food] adlı uzun makalesinde tarım ve çevrenin kimyasallaşmasına karşı uyarılarda bulundu; bu ve diğer yazılarıyla modern radikal ekoloji hareketinin temellerinin atılmasına katkıda bulundu. Kimyasal tarıma karşı organik bahçeciliğin, çeşitlendirilmiş tarımın ve diğer alternatiflerin popülerleşmesine yardımcı oldu. 1962 yılında, Rachel Carson'un Sessiz Bahar'ından [ing. Silent Spring] bir kaç ay önce, çevresel zararların kapsamlı bir araştırması [olan] Sentetik Çevremiz [ing. Our Synthetic Environment] adlı [kitabı] basıldı. 1964'de yazdığı radikal politik ekoloji manifestosu ("Ekoloji ve Devrimci Düşünce"), bu alanda herhangi bir dilde yazılan ilk [eserdir]. Bir yazar ve konuşmacı olarak, hem ABD hem de Almanya'daki nükleer karşıtı hareketin ve ilk Yeşil politik hareketin oluşumunu etkilemiştir. Her yaz dersler verdiği Toplumsal Ekoloji Enstitüsü'nün ortak kurucusu, ve New Jersey Ramapo Koleji'nin emekli profesörüdür. Halen büyük Avrupa ve Amerika devrimlerinin tarihi [hakkındaki] Üçüncü Devrim (The Third Revolution) üçlemesinin üçüncü cildini tamamlamak için çalışmalarını sürdürüyor.

Althusser’in çilesi ve felsefesi

Althusser’in çilesi ve felsefesi-I
 Taner Timur
1960’ların ikinci yarısında başlayan ve 16 Kasım 1980’e kadar süren dönemde Fransa’da Marksizm tartışmaları büyük ölçüde Althusser tartışmaları haline gelmişti. Bu dönemin bitiş noktası için kesin bir tarih vermemin bir nedeni var: 16 Kasım 1980’de ünlü Fransız filozofu karısını öldürmüş ve düşünce tarihinde benzeri pek bulunmayan bir dramın kahramanı haline gelmişti. Ve o zamana kadar entelektüel çevrelerde dillerden düşmeyen bir isim birdenbire “tabu” olmuş, belleklerden silinmişti.
Althusser’in ruhsal sorunları olduğu yakın çevresi dışında da bilinmeyen bir şey değildi. Ünlü düşünürün zaman zaman psikiyatri kliniklerini ziyaret ettiği yaygın bir söylenti konusuydu. İşlediği cinayet de bir cinnet anının eseri olmuş ve filozof hapishaneye değil, akıl hastanesine sevk edilmişti. Onu sevenler üzüldüler; çılgın jesti anlamaya çalıştılar ve Foucault’nun Ortaçağ delileri için kullandığı bir deyimle “kaybolmuş” filozofun sessizce yasını tuttular. Merhametin ölenden çok öldüren üzerinde toplanmasından rahatsız olanlar ise hüzünle Althusser’in karısını, Helen’i andılar. Ve bir süre sonra, görünüşe göre, olanlar unutuldu, her şey yeniden düzene girdi. Zaten 1980’lerde başlayan “küreselleşme” dalgası ve Sovyet sisteminin çökmesi de Marksizm tartışmalarını ikinci plana atacaktı.

27 Aralık 2015 Pazar

Medyanın İdeolojisi, İdeolojinin Kökeni

Duygu Çavdar
Nisan 2012
Althusserhttps://tr.wikipedia.org/
wiki/Louis_Althusser
Medya, ilettiği mesajlarla ve sonucunda da hedef kitleyi etkilemesiyle ideolojik bir organdır. Althusserci bir yaklaşımla söyleyecek olursak, medya ve medya organları “devletin ideolojik aygıtları” arasında sayılabilecek kurumlardır.
İdeoloji, Aydınlanma çağı felsefesinde, fikirlerin, düşüncelerin oluşuna ilişkin kuram ya da kuramları ifade eder. Kelime olarak idea kelimesinden gelmektedir ve ilk olarak 18. yüzyılın sonunda Fransız düşünür Destutt de Tracy tarafından ortaya atılmıştır. Destutt de Tracy, ideolojilerin fikirlerle ilgili olduğunu ifade etmektedir. Yani nasıl düşündüğümüzün, konuştuğumuzun ve tartıştığımızın bilimidir.
Marx, daha sonraları bu kavramı daha değişik bir anlamla kullanmıştır. Ona göre toplumda egemen olan ideoloji, topluma egemen olan kesimin ortaya koyduğu ve onların çıkarlarına hizmet eden ideolojidir. Marx ideolojiyi ekonomik temellere oturtmaktadır. Ve insanların davranışlarının, fikirlerinin, bilgisinin ideoloji, dolayısıyla ekonomik ilişkiler vasıtasıyla şekillendirildiğini kabul etmektedir. Ayrıca ona göre ideoloji yanlış bilinçtir. Toplumun üyeleri, var olan koşulların doğal, normal ve iyi olduğuna inanıyorlarsa, bu onlarda yanlış bilincin oluştuğunun kanıtıdır. Çünkü artık bu toplum üyeleri, kendi çıkarları doğrultusunda düşünememektedirler. Artık söz konusu olan yönetici sınıfın çıkarlarıdır. Yani Klasik Marksizme göre bir ideolojinin topluma hakim olma yolu, üretim araçlarına sahip olmaktan geçer.

19 Aralık 2015 Cumartesi

9 Aralık 2015 Çarşamba

Stalingrad Savaşı'nda Alman Panzerleri İçinde

İlk Elden bir Tanıklık
İngiltere’deki Stalin Society’de Henry Metelmann tarafından yapılan konuşma, Şubat 2003
-----------------------------------------------------------------------

"Stalin Society’nin 23 Şubat 2003’deki yıllık toplantısında Henry Metelmann konuşmacı olarak katılarak bizi şereflendirdi. Yaşamının Hitler Gençliği örgütündeki gençlik yıllarından Stalingrad’da Alman ordusu saflarında savaşmasını da kapsayan kısmının  çarpıcı bir muhasebesini verdi. Nazi Almanya’sının yayılmacı politikasıyla günümüzün Anglo-Amerikan Emperyalizminin Irak’a saldırısı arasında güçlü koşutlukları ortaya koydu. Aşağıdaki yazı Metelmann'ın toplantı esnasında anlattıklarının ancak kısa bir özetidir." (Stalin Society'nin notu)


http://omniatlas.com/maps/europe/19430319/

1991’deki tasfiyesine kadar Büyük Britanya Komünist Partisi üyesiydim.