SSCB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SSCB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2017 Cumartesi

Kurşun Mühürlü Tren- Lenin, 9 Nisan 1917

Stefan ZWEIG

Lenin konuşma yaparken resmedilmiş.
Eskicinin evindeki adam
İsviçre, ufacık bir barış adası... Birinci Dünya Savaşının azgın dalgaları, habire kıyılarını dövüyor. 1915, 1916, 1917 ve 1918 yılları boyunca bu adacıkta hayat, heyecan dolu bir polis romanını andırır. İki ayrı kampa mensup diplomatlar, otellerin süslü salonlarında, birbirlerini tanımaz oluvermişlerdi. Daha düne kadar, ahbapça briç oynayan, karşılıklı eğlentiler düzenleyen, kendileri değildi sanki. Bu adamların yanına, ne idüğü belirsiz bir alay insanın telâşla girip çıktığı görülüyordu: Milletvekilleri, sekreterler, ataşeler, tüccar takımı, peçeli ya da peçesiz kadınlar… Hepsinin gizli ödevleri vardı. Hele otellerin önünde kimlere, nelere rastlanmazdı ki… Otomobillerle gidip gelen fabrikatörler, ünlü çalgıcılar, gazeteciler; maksatlarını gizlemeye çalıştıkları belliydi.

10 Mart 2017 Cuma

"Kaçınılmaz" Tablosunda Kışlık Sarayın Zaptı


Sanatçı: Sergei Lukin*


KAÇINILMAZ  
https://tr.pinterest.com/pin/94786767135510221/

Lukin'in "Kaçınılmaz" adlı tablosunda Kışlık Sarayı zapteden Kızıl Muhafız, çocuksu merakla karışık bir keyifle asırlar boyu kendisine ve atalarına hükmetmiş olan hanedanların iktidar ve zenginlik alametlerini seyrediyor.
işçiler, 1905'te hayatlarını biraz olsun yaşanabilir kılması için Çar'dan ricada bulunmaya gittiklerinde Kışlık Sarayın önünde kendilerine makineli tüfek mermileri lütfedilmişti. Çar'ı devirdiklerinde başlarına geçen Kerensky hükumeti aynı Kışlık Sarayı bu kez de onlar için erişilmez bir iktidar karargahı haline getirdi.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Tarihin Çarpıtılmasına Bir Örnek


Solda: 1919’da Lenin, kürsünün sağında Troçki ve Kamenev’le birlikte. 
Sağda: Aynı mitingden Stalin döneminde üzerinde oynanmış başka bir fotoğraf.

Tarih 1839-1939, TUSİAD Yayınları, s:401  

19 Aralık 2015 Cumartesi

Anday:Rosenbergler için şiir



Melih Cevdet Anday

https://www.tumblr.com/search/ethel-rosenberg
ANI

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Rosenbergler, Hukuk ve siyaset cenderesinde

YAVUZ PAK 
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku
2012

İBB Şehir Tiyatrolarında geçen ay sahneye konulan ve geçtiğimiz günlerde programdan kaldırılması 
büyük tartışmalar yaratan “Rosenbergler Ölmemeli” 
oyunu, hukuk ve siyaset cenderesine sıkıştırılmış adaletin can çekişen yüzünü anlatıyor
İBB Şehir Tiyatrolarında geçen ay sahneye konulan ve geçtiğimiz günlerde programdan kaldırılması büyük tartışmalar yaratan “Rosenbergler Ölmemeli” oyunu,  hukuk ve siyaset cenderesine sıkıştırılmış adaletin can çekişen yüzünü anlatıyor. Bu müthiş dramın, 60 yıl önce A.B.D. gibi, dönemin ve günümüzün kendisini “özgürlükler ülkesi” olarak tanımlayan süper güçlerinden birinde yaşanan bir adalet trajedisini konu alması ironik olduğu kadar öğretici.  Anlatılan trajedi, evrensel insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ulusal/uluslararası boyutuyla olduğu kadar, teorik boyutuyla da “hukuk” kavramı tartışmaya açıyor. Oyun, bu büyük yargılama efsanesine belgelerle, tanıklıklarla bakarken, tarihsel boyutuyla hukukun işgal ettiği yeri sorgulamamızı istiyor adeta. Bir yanda insan onurunun yüceltilişine tanıklık ederken, diğer yanda onurlu insanları değirmeninde acımasızca öğüten yargı mekanizmalarını işleten hukukun, siyasetle ve ideolojik hegemonya ile bütünleşerek adalete değil adaletsizliğe hizmet ettiğini izliyoruz.  Evet, belki de Socrates’ten Rosenbergler’e kadar koca bir trajedi, gözlerimizin önünde biteviye sahneleniyor yeryüzünün hemen her yerinde, asırlardan beri. Ve tesadüf müdür bilinmez, takvimler 1980 yılını gösterdiğinde, Türkiye’de çıkarılan ünlü 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca, “çalışmasında sakınca görülen kişi”  yaftası yiyerek İstanbul Şehir Tiyatrolarından kovulan oyunun yönetmeni Orhan Alkaya da bu insanlık trajedisinin oyuncularından biri belki.

9 Aralık 2015 Çarşamba

Sarper-Molotov Görüşmesi





[Türkiye'nin Moskova Büykelçisi Selim Sarper ile Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov arasındaki görüşme tutanağı]


7 HAZİRAN 1945

Molotov
Molotov: Yeni bir ittifak antlaşması yapmadan evvel aramızdaki bütün pürüzlü sorunları çözümlememiz gerekir. Bunları birer birer sıralayacağım. Birinci sorun, Türkiye’yle aramızda yaptığımız 1921 Antlaşması Sovyetlerin zayıf oldukları bir zamanda yapılmış ve bir takım arazi değişiklikleri meydana getirmiştir. İlk önce bu durumu düzeltmek gerekir.

Sarper: Türkiye’nin doğu sınırlarında bazı değişiklikler yapılmasını mı kastetmek istiyorsunuz?

M: Evet, eski haksızlıkların tamirini kastediyorum

S: 1921 Antlaşması Sovyetlere zorla kabul ettirilmiş bir antlaşma değildir. Tamiri gereken haksızlıklara gelince, bunları aramak için hiçbir olumlu sonuca varmadan memleketlerimiz arasındaki tarihi ilişkileri gerilere doğru araştırabiliriz. Kaldı ki, 1921 Antlaşması ile meydana gelen durumu bir haksızlık değil, bir haksızlığın tamiri olarak görüyorum. Bu haksızlığı bizzat Lenin görmüş ve tamir etmiştir.
Selim Sarper

M: Sovyetlerle Polonya arasında 1921 yılında imza edilmiş olan haksız bir antlaşma Polonya tarafından düzeltilmesi sonucu Polonya ile Sovyetler Birliği arasında uzun vadeli bir dostluk kuruldu.

S: […] İlk önce Türkiye’de hiçbir hükümet bunu kamuoyuna anlatamaz. Sonra ben şahsen bunu hiçbir Türk hükümetine iletemem, nihayet ben bu isteğinizi kendi kendime anlatamıyorum. […] Bu isteğinizin gerçekleşmesi için hiçbir ihtimal yoktur. Bu itibarla […] bu noktanın bir tarafa bırakılmasını rica ederim.

M: […] Şimdi bu konuyu geçelim. Biz bu savaşta […] çok telefat ve zayiat verdik. En sıkışık zamanlarımızda Karadeniz’deki güvenliğimizle ilgilenmek zorunda kaldık. Bu kaygımızda yanılmış olabiliriz ve Türkiye’nin tavır ve hareketi sonuçta bu konuda bir güçlük yaratmadı. Fakat ne de olsa Boğazlar sorununda 200 milyonluk bir insan kitlesi Türkiye’nin iradesine bağlıdır. […] Türkiye’nin iyi niyetinden eminiz. Fakat Boğazları savunma olanaklarından da emin olmamız gerekir.

S: […] Eğer Türkiye’nin savunma imkânsızlıklarından çıkarılan sonuç Boğazlarda Sovyetlere üs verilmesi sorunu ise, hemen söyleyeyim ki […] söz konusu olamazı […]

M: […] Barış zamanında Boğazlarda üs vermek istemiyorsunuz.  Savaş zamanı için bunu düşünebilir misiniz?

S: Ben böyle bir şey söylemedim. […]
[…]

M: Montreux’nün değiştirilmesi için yapılacak görüşmeleri, ittifak antlaşması görüşmeleri ile paralel yürütmemiz yararlı olur.

S: […] Bunu görüşmekte yarar görmüyorum. […] Biz egemenlik haklarımızı kullanırken, ahdî vecibelerimiz müstesna, kimsenin müsaadesini almak zorunluluğunu duymayız.

Baskın Oran (yay.), Türk Dış Politikası, cilt I (İstanbul, 2001).


DİĞER bloglarıma da bkz. 

"MAYA MOR RASTGELE KARŞILAŞMALAR" TEFRİKA ROMAN
https://tefrika-mayamor.blogspot.com/

TARİH EĞİTİMİ
https://tarihegitimi.blogspot.com/

ANLATI, ÖYKÜ, OYUN
https://babillkulesi.blogspot.com/

8 Aralık 2015 Salı

Chomsky: Kuzey Yarıküreyi yok olmaktan bir tek kişi kurtardı!



Açık Radyo'dan (94.9) Ömer Madra, 14 Aralık 2002, Cuma günü İstanbul Armada Otel'de Noam Chomsky ile görüştü. Röportaj 16 Aralık 2002'de yayınlandı.

[....]
Şimdi bakın, bilmiyorum burada tartışması oldu mu, ama çok şaşırtıcı bir bilgi daha geçenlerde, elimize ulaştı! Ekim ayında! İnsan türünün ayakta kalmasının ne kadar bıçak sırtında durduğunu ortaya koyan bir bilgi.
Bu, muhtemelen, tarihte bugüne kadar insanlara açıklanan en çarpıcı bilgi idi!
Bu, Havana'da, Küba füze krizinin 40. yıldönümü dolayısıyla yapılan zirvede açıklandı! Füze krizi sırasında karar verme durumunda olan Rus, Amerikan liderleri ve Kübalılar katıldı bu Havana Zirvesine. Burada, füze krizine ilişkin olarak birtakım yeni bilgiler de ortaya çıktı. Bunların arasında şu gerçek de vardı: Dünya, kendisini yok edecek bir nükleer savaştan, tek bir Rus denizaltı komutanı sayesinde kurtulmuştu.
Krizin doruk noktasında Kennedy Küba'yı çepeçevre saran bir abluka emri vermişti: Deniz ablukası. Küba'ya gelen Rus gemileri vardı. Bu gemilerin ablukayı ihlâl edip etmeyecekleri belli değildi. Bu gemilere denizaltılar eşlik etmekteydi. Şimdi anlaşıldığına göre, denizaltılar nükleer başlık taşıyordu. Geçen Ekim ayındaki bu zirveye kadar bundan kimsenin haberi yoktu.
Şimdi, Rusya'da, nükleer füzeleri kullanma yetkisi, tıpkı ABD'de olduğu gibi, merkezde değildi... Bu yetki aşağı kademelere, komutanlara bırakılmıştı. O günkü kurallara göre, nükleer füze atma konusunda üç komutanın anlaşmaya varması gerekiyordu. Denizaltılar, ABD destroyerleri tarafından izlenmeye başlamıştı. Rus denizaltı komutanlarından ikisi, nükleer füzelerle cevap vermeye karar verdiler. Üçüncü komutan ise bu emrin iptalini sağladı.
Eğer o gün tek bir füze fırlatılmış olsaydı, bugün hepimiz ölmüş olacaktık. Bu, Kuzey Yarıkürenin sonu demekti. İşte, bu kadar kılpayı!
Şimdi, orada neyin söz konusu olduğunu düşünürseniz, bugün de çok gündemde olan iki şeyin olduğunu görürsünüz: Uluslararası terör; ve rejim değişikliği!
Kennedy yönetimi, Küba hükûmetini devirmek için dev bir uluslararası terör kampanyası yürütüyordu. Bu, uluslararası terör ve rejim değişikliğidir işte. Ruslar, buna karşılık olarak çılgınca bir davranışla oraya nükleer füzeler yerleştirmişti. Ama olayın bağlamı buydu. Ve bu, neredeyse kuzey yarıkürenin yokoluşuna götürüyordu...
Bu haber dünyanın her yerinde, her Allah'ın günü, her gazetede birinci sayfadan manşet olmalıydı! Bu gerginlik ve tehlike sürüp gidiyor...
Şimdi de aynı meseleler karşımıza çıkıyor. Ama şimdi daha da gergin ve tehlikeli... İşte vardığımız yer burası!
Şunu da eklemek lâzım: Eminim bu haber burada, Türkiye'de haber olmamıştır... ABD'de olmadı. İngiltere'de de olmadı bildiğim kadarıyla:
Bu yılın 23 Ekim'inde BM, Genel Kurulu'nda (ona tekabül edecek bir karar organında) iki hayati karar aldı. Birinci karar, 1925 tarihli Cenevre Sözleşmesi'ni, kimyasal silâhların kullanılmasını yasaklayan Sözleşme'yi yeniden onaylıyordu. İkincisi ise, Uzay Antlaşması'nı yeniden onaylıyordu: Yani, uzaya saldırı silahlarının konuşlandırılmasını yasaklayan sözleşmeyi. Oylamada sadece iki ülke çekimser kaldı. ABD ve İsrail. Ama, İsrail zaten otomatiğe bağlamıştır; ABD ne yaparsa o da onu yapar.
Şimdi, çok dikkate değer bir durum değil mi bu: Şu anda kimyasal silâhların yasaklanmasından daha önemli bir şey olabilir mi? Ve de uzaya saldırı silâhlarının yerleştirilmesinin yasaklanmasından? (Bu arada, ABD'nin çekimser kalması, antlaşmanın öldüğü anlamına gelir.) Ve koca ABD basınında bununla ilgili tek kelime çıkmıyor! ABD'de basın üzerinde etraflı araştırma yapılır; dolayısıyla, bu konuda hiç haber yapılmadığını söyleyebiliriz. Avrupa'da kimse basında neler yazıldığını araştırmaz, dolayısıyla bundan emin olamayız; ama böyle bir habere rastlayan kimse olmadı. Burada, Türkiye'de bu haberin çıktığını sanmıyorum. Ama bu, haberdir. Kamuya ait bilgidir. Ajanslarda da yer aldı, haber merkezlerine gitti.
Ama bu gibi haber ve bilgiler halka söylenmiyor - bu kadar basit. Ve, hep böyle sürüp gidiyor. Fakat, bütün bunlar şunu gösteriyor ki, dünyanın karşı karşıya olduğu tehlike son derece büyük. Ve halkların gücü zamanında örgütlenip sistemin yıkım gücünü altedebilecek mi sorusunun cevabı hiç de o kadar net değil.
Şu andaki ABD yönetimi o kadar aşırı ki, şahinleri bile korkutuyor!Şimdilerde ABD'nin tutucu sağ kanat yerleşik düzeni içindeki şahinimsi tutucu unsurlar tarafından son derece sert bir şekilde eleştiriliyor. Çünkü bu unsurlar yönetimden korkuyorlar; onların akıllarını kaçırmış olduklarını düşünüyorlar...
Ömer Madra: Havana Zirvesi konusundaki haber ne zaman yayımlanmıştı acaba? Ve nerede?
Chomsky: Geçen Ekim ortalarında... Yaklaşık olarak 15 Ekim'de... Tam tarihini size verebilirim isterseniz. Ama, hani şöyle ellerinin tersiyle yayımlamışlardı neredeyse. Washington Post'ta yer aldı. Ama küçücük bir haber olarak...görmekte zorlanıyordunuz. Haberi saklamışlardı. Ama bu haber çıktı. Aslında, haber çıkınca, Kennedy'nin yakın çalışma arkadaşı tarihçi Arthur Schlesinger, bunu "tarihteki en tehlikeli an" olarak tarif etti. Doğrudur, tarihteki en tehlikeli andı. O Rus denizaltı komutanı da 50 Nobel Barışı ödülü birden almalı, dünyadaki en ünlü adam olmalıydı. Hâlâ yaşıyor. Adı: Vassili Arkhepov. Emri iptal etti ve dünyayı yokolmaktan kurtarıverdi!
[....]
http://bianet.org/bianet/siyaset/15361-ve-simdi-durum-daha-da-gergin-ve-tehlikeli