I. Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
I. Dünya Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2019 Çarşamba

Wilson İlkeleri veya Ondört Nokta (Fourteen Points)



Başkan Wilson bu maddeleri ilk kez 8 Ocak 1918'de yaptığı tarihi konuşmasında açıklamıştır,  Bu konuşma -Başkan Woodrow Wilson tarafından- Amerika Birleşik Devletleri Kongresi'ne savaşın amaçlarını ve barışla ilgili devletin, hükumetin yaklaşımını açıklamak için yapılmıştır.
Konuşmanın üçüncü sayfası. Orijinal metin. İlkeler bu sayfadan itibaren başlıyor.

  1. Tam bir açıklık içinde varılmış barış anlaşmalarından sonra hiçbir özel uluslararası anlaşmaya gidilmemeli ve diplomatik etkinlik her zaman içtenlikle ve kamuoyunun gözü önünde yürütülmelidir.
  2. Denizlerin uluslararası sözleşmeler gereğince bütünüyle ya da kısmen kapatılabilmesi dışında, savaşta ve barışta karasuları dışındaki bütün denizlerde mutlak seyrüsefer serbestliği sağlanmalıdır.
  3. Barışı onaylayan ve korumak için anlaşan ülkeler arasındaki bütün ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı ve ticaretin eşitlik temelinde yürütülmesi sağlanmalıdır.
  4. Her ülkede silah gücünün iç güvenliği sağlamaya yetecek en düşük düzeye indirilmesi için yeterli güvenceler karşılıklı olarak verilmelidir.

17 Şubat 2018 Cumartesi

Faşizmin Doğuşu


Murat Sarıca - Rona Aybay
https://www.discogs.com/Fasci-Di-Combattimento-Camicie-Nere/master/815603
1914 -1915 yıllarında İtalya'da kendilerine Fasci di combattimento » adını veren bir takım topluluklar ortaya çıkmıştı. Bu toplulukların amacı İtalya'nın Birinci Dünya Savaşına katılmasını sağlamaktı. Bunun için, İtalya'nın savaşa katılmasını istemeyenlere karşı zora başvuruyorlar ve karışıklıklar çıkarıyorlardı.

15 Kasım 2017 Çarşamba

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nda

Savaşın başında bir Alman kartpostalı Türkiye'nin savaşa girdiğini ilan ediyor
 Sol üst köşede padişah V. Mehmet Reşat görülüyor.
https://www.deutsche-schutzgebiete.de/mittelmeer_division_souchon.htm
I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı İmparatorluğu, ölümcül bir darbe yediği Balkan Savaşı'ndan henüz çıkmıştır. Bu savaşta yalnızca Anadolu ile birlikte anavatan addedilen o çok değerli Rumeli kaybedilmemiş, -yine büyük bir yenilgi ile bitmiş olan- 1877-78 savaşından sonra hissedilir hale gelen '"devletin çökmekte olduğu'' endişesi yöneticilerin üzerine bir kâbus gibi çökmüştür.

12 Eylül 2017 Salı

Versay Barış Antlaşması: Manda Yönetimi Maddesi

20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi
Tarih Vakfı, İstanbul, 2005, s. 79
Çeviri: Nurettin Elhüseyni

11 Ağustos 2017 Cuma

Benito Mussolini (1883-1945)

Evet, evet, evet.... Ve Mussoli'nin başı. 1934 seçimlerinden önce Roma'da Palazzo Braschi'nin ön cephesi https://timeline.com/these-photos-show-what-everyday-life-under-fascism-looked-like-72944c31f5ce

 Braschi Sarayı. İtalyan faşist döneminde, Benito  Mussoli'nin merkezi olarak kullanıldı, diktatörün dev heykeliyle süslendi. Savaştan sonra, 300 mülteci aileye ev sahipliği yaptı ve içerideki freskoların birçoğu ısınmak için yakılan ateşten çıkan yangınla ciddi hasar gördü. 1949'da sivil otoriteye devredildi,  1952'de kapsamlı bir restorasyondan sonra, müzeye dönüştürüldü. 
https://en.wikipedia.org/wiki/Palazzo_Braschi

27 Haziran 2017 Salı

Amele Taburları

ERIK JAN ZÜRCHER

Amele taburunda çalışan bir grup erkek.
https://en.wikipedia.org/wiki/Labour_Battalions_(Ottoman_Empire)#/media/File:Labor_Battalions_(Amele_Taburu).png
Dönemin diğer orduları gibi Osmanlı ordusunda da -hem barış hem de savaş zamanında- amele taburları vardı. Bu taburlar, Osmanlı ordusunu oluşturan yedi ordunun “menzil müfettişlikleri”ne bağlıydı. Amele taburlarının sayısı savaş boyunca değişmekteydi. Ama her durumda 70 ile 120 arasında aktif tabur olduğu söylenebilir.(1)

20 Ekim 2016 Perşembe

Avusturya'nın Ültimatomu

[Veliaht Prens Franz Ferdinand'ın öldürülmesi üzerine Avusturya'nın Sırbistan'a verdiği ültimatomdur]

Avusturya, Sırbistan'ın aşağıdakileri yapmasını şart koşuyor...

Monarşi aleyhine kini körükleyen bütün neşriyatı yasaklamasını (...).


Genel eğitimi zaman geçirmeden kaldırmasını.


 (...) Avusturya-Macaristan'a karşı propagandanın oluşmasına yardım edecek her şeyin kaldırılmasını.


Avusturya-Macaristan hanedanı aleyhinde propaganda yapmakla suçlanan bütün subay ve memurların askeriyeden ve kamu hizmetlerinden uzaklaştırılmasını.

18 Şubat 2016 Perşembe

Lozan Heyeti'ne Verilen Talimat

Baskın Oran
2001

Lozan Antlaşması'ndaki Türk heyeti. ön sıra; soldan sağa Reşit Saffet (Atabinen), Zülfü (Tigrel), Rıza Nurİsmet (İnönü), Zekâi (Apaydın), Ahmet Muhtar (Çilli), Münir (Ertegün), arka sıra; Atıf (Esenbel), Yahya Kemal (Bayatlı), ?, Ruşen Eşref (Ünaydın), Mustafa Şeref (Özkan), Tahir (Taner), Cevat (Açıkalın), Tevfik (Bıyıkoğlu), Sabri (Artul), Seniyettin, Haim NahumMehmet Ali (Balin), Zühtü (İnhan), Şevket (Doğruer), Yusuf Hikmet (Bayur), Süleyman Saip (Kıran), Fuat (Ağralı), Celâl Hazım (Arar), Hüseyin (Pektaş).
https://en.wikipedia.org/wiki/Conference_of_Lausanne



Hükümet, heyet yola çıkarken, bir bakanlar kurulu toplantısında çarçabuk kaleme alınmış 3 sayfa halinde 14 maddelik bir talimat verdi (Şimşir 1990, s. xiv): 

"I) Doğu sınırı: 'Ermeni Yurdu' söz konusu olamaz, olursa görüşmeler kesilir; 

2) Irak sınırı: Süleymaniye, Kerkük ve Musul livaları istenecek, konferansta başka bir durum ortaya çıkarsa Hükümetten talimat alınacak; 

19 Aralık 2015 Cumartesi

Milli Mücadelede Firariler Sorunu

Rıdvan Akın

Birinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren ordunun en temel sorunu firar olmuştur. İttihatçılar firar eden askerlerin idam edilmesi uygulamasını yürürlüğe koyarak cephelerin çöküşünü engellemeye çalışmışlardı. 

Milli Mücadele’nin ilk evresinde  düzenli ordunun kurulması da, ayakta tutulması da güç ve önemli bir uğraş olmuştur. Savaşlardan yılgın olan asker, seferberlik yıllarında edindiği  bazı alışkanlıkları devam ettirmiş, Eskişehir- Kütahya çarpışmalarında firar eden asker sayısı 30.700’e ulaşmıştır. Yaygın firarlar nedeniyle Eskişehir- Kütahya savaşları öncesinde 72.000’e varan TBMM ordusu çözülmüş, 28.000’e kadar inmiştir.  Bu sayı Batı Cephesi’nin neredeyse yarısına denk gelir. … 

İstiklal Mahkemelerinin ilk kuruluş gerekçesi  firarilerdir. 

TBMM Devleti, Rıdvan Akın, iletişim Yayınları, 2001, s: 332-333

Feroz Ahmad: Cumhuriyet'e Doğru

FEROZ AHMAD

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan önceki dönemin siyasi tarihi Tanzimat dönemine dek çekilebilir. Ancak, anayasal düzenin ilk kurulduğu 1876 yılı bu kitabın konusu açısından daha anlamlı bir başlangıç noktası olarak görünüyor. Gerçi Mithat Paşa Anayasası kısa ömürlü olmuş, Sultan II. Abdülhamit tarafından 1878'de rafa kaldırılmıştı; ama bütün bir neslin esin kaynağı olarak kaldı. Ayrıca, Cumhuriyetin kurulmasıyla sonuçlanan dramatik siyasi süreçte, 1881 doğumlu Mustafa Kemal Atatürk'le birlikte yer almış, İsmet İnönü (1884), Rauf Orbay (1881), Kâzım Karabekir (1882), Celal Bayar (1884), Fethi Okyar (1880) gibi birçok kişi II. Abdülhamit döneminde doğmuş ve hayata atılmıştır. 

8 Aralık 2015 Salı

II. Wilhelm Osmanlı İmparatorluğunda

İlber Ortaylı


https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/b9/State_visit_to_Jerusalem_
of_Wilhelm_II_of_Germany_in_1898._General_view_of_street_procession.jpg
1898 yılı Ekimi'nde Alman imparatoru ailesi ile birlikte İstanbul-Kudüs yolculuğuna çıktı. İkinci defadır ki Osmanlı ülkesini ziyaret ediyordu ve bu gezi gerek bir gövde gösterisi olarak, gerekse sağladığı sonuçlar bakımından Osmanlı İmparatorluğu'nda Almanya'nın nüfuzunu artıran tarihî bir dönüm noktası sayılır. II. Wilhelm, Bismarck'tan sonra Alman imparatorluğunun yayılmacı politikasını temsil eden ve yönlendiren bir hükümdar gibi değerlendirilmemelidir. Fizik bakımdan doğuştan özürlü olmasına rağmen sert bir askerlik eğitimiyle yetiştirilmiş, şefkatten yoksun büyümüştü. Veliahtlığında Wilhelm adeta bir hayat mücadelesi vermek zorunda kalmıştı.

23 Kasım 2015 Pazartesi

Siperlerde Hayat: Birinci Dünya Savaşı

                                              

Dışarıda, (…) iki yanımda çamurlu buzlu paketleri sallıyorum. Bu üzüntü veriyor. (…) Benim siperime gelince iğrenç bir çamur deryası. Çamur her tarafa yayılmış, diz boyu balçık kirli suyu takip ediyor.
Beni birinci hattan ayıran 50 metrelik çamuru geçmek için girişimde bulunuyorum… Temizlikten mi bahsediyorsunuz? Hiç kimse burada kalmak istemiyor. Çamur ve ceset. Evet, ceset. Duvarların dibine gömdüğümüz sonbahar savaşının eski ölülerinin bazı kısımları gözüküyor.
Canımız çıkıyor artık bunu kaldıramayacağız. Kahve yok. Yolda devriliyoruz. Ve Martin ekmek çantasıyla birlikte su dolu çukura düştü. (…)
Protesto etmiyorlar. (…) Karavanalarını [asker yemeği] dolduruyorlar sessiz bir şekilde; kaynamış etleri, patatesleri soğuk yemekleri, sudan ve çamurdan korunmak için ayağa kalkarak yiyorlar. Elleri balçıklı, dokundukları ekmek dişlerinin altında gıcırdıyor.

Paul Tuffrau, Savaşçının Karnesi, Fransızların Ölüm ve Yaşamı 1914-1918

Yaşamın Sonuna Yolculuk


Romanın kahramanı, savaşın başında rastladığı askere gönüllü kaydetme töreninden etkilenerek; yarı şaka, yarı macera derken, kendi isteğiyle askere yazılmıştır. Metin derlemedir. Sınıfta kullanmaya uygun hale getirilmiştir. DK

 
Bu albay anlaşılan tam bir canavardı! Artık bundan emindim, bir köpekten bile beterdi, kendi ölümünü hayal etmekten acizdi. Aynı zamanda başka bir gerçeğe daha vakıf olmaktaydım [fark etmekteydim]. Ordumuzda onun gibi nice yiğitler vardı ola ki, tabii karşı ordu da herhalde bizden aşağı kalmıyordu. Kim bilir sayıları ne kadar çoktu? Toplam; bir, iki, belki de birkaç milyon? O andan itibaren korkum paniğe dönüştü.  Böyle yaratıklar olduğu sürece bu korkunç saçmalık, sonsuza dek devam edebilirdi. Yeryüzündeki tek korkak ben miyim diye düşündüm hem de nasıl dehşete kapılarak. Saçlarının dibine kadar silahlanmış ve ölçüyü kaçırmış ve de kahraman iki milyon çılgının arasında kaybolmuş muydum?  Albay hala tınmıyordu. 

Bir Askerin Mektubu: Verdun Cephesinden


Verdun Cephesinden Bir Askerin Mektubu (ismi bilinmiyor)


4 şubat 1915, öğretmen Bay ve Bayan T.’ye...
Birkaç gün boyunca, çok keskin bir soğuk yaptı, sıcaklık eksi 14 dereceye kadar düştü. … Siperler yatabilecek kadar sıcak olmuyor hiç [...]. Geceleyin, aydınlatma fişekleri, üzerimize fırlatılan el bombaları, nöbetler [...] uyumayı imkânsız kılıyor [...]. Çoğunlukla yağmur yağıyor; yağmur suyu çamurdan gölcükler oluşturuyor [...], onların içinde yatmak zorunda kalıyoruz [...], ayaklarımız hep suyun içinde. Buna rağmen, hiçbirimizde yılgınlıktan en ufak bir iz bile yok. Kesin sonuca, yani zafere kilitlenmiş sarsılmaz  bir irade var. [...] Tüm bunların yakında biteceğine ve bana tanımayı ve sevmeyi öğrettiğiniz Fransa’dan "Hun"ları (Almanlar kastediliyor) kovacağımıza dair güçlü bir umut var içimde.

Çanakkale’den Bir Mektup Var


Sebebî hayatım, feyz-ü refikim, Sevgili Babacığım, Valideciğim,

Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra göreceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.

Hamdü senâlar olsun Cenab-ı Hakk'a ki beni bu rütbeye kadar isal etti. Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı. Size de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz. Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkür ederim.

Kafkas Cephesinden bir Osmanlı Subayının Anıları

Minevert’e  (bir yer adı) geldikten sonra subaylara ve askerlere bir küskünlük geldi. Bir iki günlük dinlenme onlara açlığı hatırlattı. Asker ne bulursa yemeğe başladı. Köylüden satın aldıkları koyun, keçi, kuzu ve oğlak kesilir kesilmez işkembe ve bağırsaklarına varıncaya kadar her organ, karavanalarda üstünkörü pişiriliyor, çiğnenmeden yutuluyordu. Ekmek yerine buğday verildiği için bunu ya kavuruyor, ya da haşlıyorlar, bazı atların arpa içmesi gibi çiğnemeyip bunları âdeta içiyorlardı. Küskün subaylar, zorla, azarlamayla işe giden erlerin bu hallerine engel olamıyor, yahut çok ileri gidemiyorlardı. Askerin hakkı vardı. Yiyeceklerini veremiyorduk. Zorladığımızda, "Açlıktan ölelim mi? Karnımızı doyurun, istihkakımızı verin, bakın ki istemediğiniz hareketleri yapar mıyız!" sözlerini açık açık söyleyemiyorlardı, ama homurtularıyla belli ediyorlardı. Öğütlerimiz hiç kulaklarına girmiyordu.

Osmanlı'da Alman Yayılmacılığı


[Ottoman Empire] Jerusalem, Official Visit of Wilhelm II, German Emperor, Palestine, 1898 (Alman Kralı Wilhelm'in Kudüs Ziyareti, Filistin, 1898) 1898https://www.flickr.com/photos/39206470@N08/22524319355

Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman yayılmacılığı

II. Wilhelm’in İstanbul’a yaptığı iki ziyaret Fransa’nın Anadolu ve Doğu Akdeniz’deki asırlık prestijini kayda değer ölçüde zayıflatmaya yetti. Almanlar, bir zamanlar Türk ordusunu ve Osmanlı Devleti’nin çeşitli idarî kurumlarını düzenlemekle görevlendirilmiş olan Fransız subay ve memurlarının yerini aldılar. İstanbul ve Türkiye’nin diğer kentleri Alman göçmenlerin ve sermayedarların akınına uğradı.