24 Ocak 2022 Pazartesi

Oscar Wilde’ın Anısına

 André Gide

1901

1881 yılındaki bir resepsiyonda Wilde ve diğer sosyete mensupları. Londra

Genç Andre Gide
Geçen yıl bu tarihlerde, Oscar Wilde’ın acı sonunu Biskra’da, gazetelerden öğrendim. Aradaki mesafe yüzünden, cenazeye ... Mezarlığı’na kadar eşlik eden bir avuç insana maalesef katılamadım. Kendisine sadık kalmış dostlarının zaten az olan sayısını, yokluğumla daha da azalttığım için üzüldüm durdum. Hiç değilse bu sayfaları bir an önce yazmak istiyordum; ne var ki, epeyce uzun bir süre boyunca, Wilde adı, yine gazetelerin malı olmuş gibiydi... Artık bu hazin üne sahip adın çevresinde dönen yersiz dedikodular durulduğuna, yığınlar övmekten, şaşmaktan ve sonra da lanetlemekten sıkıldığına göre belki bir dost, devam eden üzüntüsünü ifade edebilir; hayranlığını ve saygılı merhametini dile getiren bu sayfaları, terk edilmiş bir mezara bırakılan bir çelenk gibi sunabilir.

Çıplak Maymun

 Desmond Morris

önsöz
Desmond Morris maymun Kongo ile. 1956

Bugün dünyada yaşayan yüz seksen üç maymun ve goril türü vardır ki, bunlardan yüz seksen ikisinin vücudu, kılla kaplıdır. Tek istisna, kendisine Homo Sapiens adını vermiş olan çıplak bir maymundur. Parlak bir başarıya ulaşmış olan bu tür, zamanının büyük bir bölümünü davranışlarının soylu nedenlerini incelemekle ve en az o kadar bir zamanını da (inatla) temel nedenlerini görmezlikten gelmekle geçirir. Çıplak maymun, primatlar arasında en büyük beyne sahip olmakla övünür, ama en büyük cinsel organa da sahip olduğunu gizlemeye çalışır ve bu şerefi, güçlü goril hazretlerine bırakmayı tercih eder. Yalan.

Amok Koşucusu

 Stefan Zweig


....

“Şimdiye kadar her şeyi size açıkça anlatabildim... bunun nedeni belki de o ana kadar kendimi anlayabilmiş olmam, doktor olarak kendi durumuma bir teşhis koyabilmemdi. Ama o andan sonra içimde bir ateş tutuştu, kendi üzerimdeki kontrolümü kaybettim... yani yaptığım her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu biliyordum, ama kendime söz geçiremiyordum artık... kendimi anlayamıyordum... hedefime kilitlenmiş durumdaydım... Durun bakayım, belki size daha açıkça anlatabilirim, Amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?”
“Amok mu?.. Galiba hatırlıyorum... Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk...”
“Sarhoşluktan öte bu... çılgınlık, insanın öfkeden gözünün dönmesi... insanın korkunç, delice bir saplantıya kapılması, öyle ki hiçbir biçimde alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamaz... ben oradayken bunun gibi birkaç vaka incelemiştim –başkaları söz konusu olunca insan her zaman mantıklı ve nesnel davranabiliyor– ancak bu vakaların kaynağının korkunç gizini çözememiştim... İklimle bir bağlantısı var bunun, sinirlerin üzerinde fırtına gibi baskı yapan ve sonunda patlama noktasına getiren o boğucu, yoğun havayla...

İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar bu Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘Amok! Amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır...

Nibiru Gezegeni'nden Enki'nin Hikayesi

 Zecharia Sitchin


[Not: Bu yazıda, Zecharia Sitchin'nin "hayali" dünya tarihi yayınevi (?) tarafından özetleniyor. Daha sonra da Kitaptan  iki örnek yer alıyor. Hayali, kelimesi benim ifadem yoksa yazar böyle düşünmüyor elbette. Dünyanın bilinmeyen geçmişini açıklama çabalarının en uç/fantastik örneklerinden biri olarak görülebilir.  DK]


GİRİŞ
445.000 yıl kadar önce başka bir gezegenin astronotları altın aramak amacıyla Dünya’ya geldiler.

Bilimkurgu Edebiyattır

 Bülent Somay



[Savaşa Karşı Bilimkurgu öykü derlemesi için sunuş yazısı...]

İyi bilimkurgu, iyi edebiyattır." Bu sözü hangi bilimkurgu yazarının söylediğini tam olarak hatırlayamıyorum; 1950'lerde, bilimkurgunun 13-18 yaş grubunun hafta sonu eğlencesi olmadığı bilinci bilimkurgu yazarlarının kafasında iyice yer etmeye başladığı sıralarda, bir bilimkurgu derlemesinin başında yer aldığını biliyorum yalnızca.

"Bilimkurgu edebiyattır": Tıpkı edebiyat gibi onun da iyisi ve kötüsü, banali ve felsefi olanı, insanı düşünmeye ya da uyumaya sevk edeni vardır.

Kainat İcat Etmek Zor İş

 Ursula K. Le Guin

Dünya'nın Doğum Günü
Önsöz

Kâinat icat etmek zorlu bir iş. Yehova cumartesi günü tatil yaptı. Vişnu arada bir kestirdi. Bilimkurgu kâinatları sözle kurulmuş ufacık dünyalardan ibarettir, ama öyle bile olsa üzerlerinde biraz kafa yormak gerekiyor; her hikâye için yeni bir kâinat düşünmektense, yazar dönüp dolaşıp aynı kâinatı kullanabilir, hatta bazen yarattığı kâinat eski bir gömlek gibi yıpranıp yumuşamaya, iyice doğallaşmaya başlayana kadar.

Ben hayali kâinatım için hatırı sayılır bir emek harcadığım halde, onu tam olarak icat etmiş gibi hissetmiyorum kendimi. Paldır küldür bu kâinatın içine daldım ve o gün bugündür sistemsizce –oraya bir bin yıl bırakarak, burada bir gezegen unutarak– içinde dolanıp duruyorum. Bu kâinata Hain Kâinatı adını veren dürüst ve azimli insanlar kâinatın tarihini Zaman Çizelgesi'ne yerleştirmeye çalıştı. Ben ise ona Ekumen ismini verdim ve tarihini çıkartmanın umutsuz bir çaba olduğunu düşünüyorum. Kâinatın Zaman Çizelgesi, kedi yavrusunun örgü sepetinden çekip çıkarttığı yumaklara benziyor; tarihi de daha çok boşluklardan oluşuyor.

Denis Diderot 1713—1784

Konuşmalar

Önsöz


XVIII. yüzyıl Fransız filozoflarının en ileri fikirlisi, en inkılâpçısı olan Diderot 1 ekim 1713'te Langres'de doğdu. Babası bu şehirde bir bıçakçı dükkânı işletiyordu. Yani materyalist mektebinin şefi bir küçük burjuva muhiti içinde doğmuş ve büyümüştür. Gerek temayülleri, gerek şahsi alışkanlıklarında bu muhitin izlerini taşımıştır. Aile hayatı dolayısıyla, ansiklopedistlerin içinde halka en yakın olanı odur. Bununla beraber Diderot'nun babası hali vakti yerinde bir insandı. Ölümünden sonra çocuklarına bıraktığı mirastan Denis'nin* payına iki yüz bin frank kadar bir şey düşmüştür.

Diderot'nun babası, çocuklarını yüksek hayata karıştırmak için büyük bir arzu duymaktaydı Halbuki o zamanlar, bu çeşit arzulara kendini kaptıran küçük burjuvalar için cemiyette mevki sahibi olmanın tek bir yolu vardı: oğlan çocukları papaz olarak yetiştirmek, evlenmeyen kızlan da zengin bir manastıra yerleştirmek. İhtiyar Diderot bu yoldan yürüyerek büyük oğlu Deniş ile küçüğü Didier'yi Langres'deki Cizvit kolejine verdi ve kızlarından birini de bir manastıra soktu. Daha sonralan Diderot La Religieuse adlı romanında bu kız-kardeşinin başına gelenleri anlatmıştır. Küçük kardeşine gelince, o da Langres Katedralinin sayılı bir papazı olmuştu. Fransız papaz sınıfı onu daima hem bir model hem de tariz vesilesi olarak dinsiz ağabeyinin karşısına çıkarmıştır. Gerçekten de ne garip tecellidir ki babasının imanı bütün bir papaz olarak yetiştirmek istediği Denis hem de materyalist olmuştur.