23 Haziran 2022 Perşembe

 

İnsanlık Tarihi Boyunca Kullanılan Temel Yiyeceklerin Gelişimiyle İlgili Zaman Çizelgesi



500.000: Homo Erectus, çay içen ilk insansı olabilir.

100.000: Neandertaller çorba tüketen ilk insanlar olabilir.

45.000: İnsanlar balık tutmayı öğrendiler ve bu omurgalıları diyete eklediler. Neandertaller balık tutma faaliyetinde hiçbir zaman ustalaşmadı. Anatomik olarak modern insanlar bu nedenle yiyecek konusunda Neandertalleri geride bırakmış olabilir.

12.000: Güneybatı Asya'nın Natufianları yabani buğday, arpa, bezelye, mercimek ve nohut topladı.

10.000: İnsanlar koyun ve kuzu sağlamak için koyunları evcilleştirdi. Bu durumda hayvancılık, bitkisel tarımdan önce gelmiş olabilir. Bunu Neolitik Devrim'in bir parçası olan domuz ve ineğin evcilleştirilmesi izledi.

10.000: İnsanlar ilk birayı içti. Bira muhtemelen dünyanın en eski alkollü içeceğidir.

10.000: Güneydoğu Asya halkı, tavuğu; et ve yumurta için ilk evcilleştiren kişiler olabilir.

8000: Güneybatı Asya halkı bu gıda bitkilerini evcilleştirdi ve insanların gıdalarını elde etme yöntemi olarak tarımın kökenini belirlediler, ancak avcılık ve toplayıcılıktan çiftçiliğe geçişin ani olmadığını belirtmek gerekir. Amerika dahil olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde geçiş oldukça kademeli oldu.

8000: Çin'deki Yangtze Nehri kıyısındaki insanlar, pirinci ilk evcilleştiren kişiler olabilir.

29 Mayıs 2022 Pazar

Bilim Etiği

Bilim etiği özellikle son yirmi beş otuz yılda önem kazanmıştır. Bunda bilim ve teknolojideki baş döndürücü gelişmelerle, buna paralel olarak ekonomik üretimde uzman bilginin en önemli girdi haline geldiği endüstri sonrası


'enformasyon toplumuna' geçişin payı büyüktür. Elli yıl önce hayal dahi edilemeyen bilimsel buluş ve uygulamaların toplumsal hayat üzerinde önceden öngörülemeyen etkileri, bilim insanlarının bir yandan birbirleri ve kurumlarıyla, diğer yandan sanayi ve toplumla olan ilişkilerinin karmaşıklaşması ve bazı bilim insanlarının aykırı davranışları bir dizi etik sorunu beraberinde getirmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Bilim Etiği Kurulu, kendi çalışma esaslarını saptarken bu sorunları şöyle ifade etmiştir:1

Bilimsel gelişme sonucunda insanın çevresi ile ayrılmaz bir bütün oluşturduğunun farkına varılması, etiği salt bireyler arasında ya da bireylerle toplum arasında bir konu olmaktan çıkartıp, insanın içinde yaşadığı evrene karşı da etik sorumluluğu olduğunu ortaya koymuştur. Bilimsel gelişmeler giderek artan ölçüde moleküler düzeyde canlı ve cansız madde arasındaki sınırı belirsizleştirirken, yaşamın kutsallığı, bireyin dokunulmaz bütünlüğü, insan onuru gibi, her toplumda geleneksel ya da rasyonel biçimlerde temellendirilmiş kavramları yeni teknolojik imkânlar karşısında yeniden tanımlama ve bu alana ilişkin etik olanakları araştırma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Tüm bu nedenlerle, genelde etik ve özelde bilim etiği günümüzde geçmişe kıyasla çok daha dinamik bir süreç olarak yorumlanmalıdır.

25 Mart 2022 Cuma

İkinci Dünya Savaşı'nın anlatısını Clausewitz'in strateji anlayışıyla mı, yoksa Liddell Hart'ın strateji anlayışıyla mı okumalıyız?

İlkin- Tekeli


Bir okuyucunun, dünyadaki tüm büyük güçlerin ittifaklar kurma yoluyla ikiye ayrıldıkları ve dünya coğrafyasının çok büyük bir kısmını içine alarak yürüttükleri bu savaşın anlatısını okurken ne tür bir değerlendirme çerçevesi kullanacağı önemli olmaktadır. Bu çerçeve, okuma sonrasında ulaşacağımız yargıları büyük ölçüde belirleyecektir.

Böyle bir savaşta en basit değerlendirme çerçevesi, savaşı nihai olarak ki­min kazandığıdır. Tabii ki siyasal açıdan savaşı kimin kazandığı önemlidir.

Ancak savaşın hem kazanan hem de kaybeden tarafa ayrı ayrı maliyetleri­nin ve dünyaya toplam maliyetinin ne olduğu konusunda bir değerlendirme yapmazsak yaptığımız değerlendirme eksik kalır. Bir dünya savaşı sonrasında dünyanın ne kadar büyük kayıp verdiğini söylemenin ve bunu bir insan­lık dramı olarak nitelemenin, insanların ders alması bakımından önemli ol­duğu açıktır. Ama bu değerlendirme, savaşan taraflarını savaş yönetimlerin­deki başarılarını değerlendirmek bakımından yetersiz kalır. Bu savaşta elde edilen sonuç insanlığa daha az maliyetle elde edilebilir miydi sorusundan ka­çınmanın olanağı yoktur. Bu soruya yanıt verebilmek içinse alternatif asker­lik stratejileri üzerinde durmamız gerekecektir.

Bu konuda iki farklı görüşün yarıştığı söylenebilir. Bunlardan birincisi Clausewitz'in savaş stratejisi yaklaşımıdır. Clausewitz'in yaklaşımında düş­manın silahlı kuvvetlerinin yok edilmesi savaşın tek ve açık amacıdır. Bu stratejide her şey sahada fiilen yapılan muharebeye ve kazanılacak zafe­re bağlanmıştır. Bu zaferin bedeli, dökülen kandır. Clausewitz'in yaklaşımı Prusya subayları ve özellikle Moltke tarafından çok katı bir şekilde yorum­lanmış ve daha sonra da Birinci Dünya Savaşı'nı yönlendiren stratejik çerçe­ve haline gelmiştir.

18 Mart 2022 Cuma

Philip K. Dick'e Göre Bilim-Kurgu

 Philip K. Dick


Önce bilimkurguyu onun ne olmadığını söyleyerek tanımlayacağım. Gelecekte geçen bir hikâye (ya da roman ya da oyun) olarak tanımlanamaz, çünkü gelecekte geçen ve bilimkurgu olmayan uzay macerası diye bir şey vardır: Bu da tam adı gibi bir şeydir.

Gelecekte uzayda geçen süper ileri teknolojinin olduğu maceralar, savaşlar ve mücadeleler. O halde bu neden bilimkurgu sayılmaz? Öyleymiş gibi görünür. Örneğin Doris Lessing öyle olduğunu varsayar. Ancak uzay macerasında, temel malzeme olan ayırt edici yeni fikir eksiktir. Ayrıca şimdiki zamanda geçen bilimkurgu da olabilir. O halde bilimkurguyu gelecekten ve ultra ileri teknolojiden ayırdığımız takdirde elimizde bilimkurgu diyebileceğimiz ne kalır?

Kurmaca bir dünya ilk adımdır, bu aslında olmayan bir toplumdur. Yani bilinen toplumumuz onun için bir başlangıç noktasıdır. Toplum bir biçimde bizim toplumumuzdan çıkar, alternatif dünya hikâyesi ya da romanında olduğu gibi belki dikey olarak. Bu, yazarın bir tür zihinsel çabasıyla yerinden oynattığı kendi dünyamızdır. Ya da olmadığı ya da henüz olmadığı bir şeye dönüştürülmüş dünyamızdır. Bu dünya verili dünyadan en az bir biçimde farklılık göstermelidir. Bu biçim de toplumumuzda ya da geçmişte ya da gelecekte herhangi bir bilinen toplumda meydana gelmeyecek olaylara yol açmaya yeterli olmadır. Bu yerinden oynatmada tutarlı bir fikir olmalıdır, yani yerinden oynatma yalnızca önemsiz ya da tuhaf değil, kavramsal bir yerinden oynatma olmalıdır. Bilimkurgunun özü budur, toplum içindeki kavramsal bir yerinden oynatma. Böylece yazarın zihninde yeni bir toplum üretilir, kağıda aktarılır ve kâğıttan da okurun zihninde sarsıcı bir şok oluşturur, tanıyamamanın şokunu. Okur okuduğunun gerçek dünyası olmadığını bilir.

30 Ocak 2022 Pazar

YENİ PROGRAM ve DERS KİTAPLARI: “BİRİNCİ SINIF” HAYAT BİLGİSİ

Yıldız Ayyıldız

2007 Değişikliği Üzerine...

      

Okyay Yayıncılık, 2008
Yazıda başka bir yayınevinin kitabı eleştirilmektedir.

      Geçen sene uygulamaya giren yeni  hayat bilgisi programıyla, öğrencilerin “yaşam becerileri ve olumlu kişisel nitelikler geliştirmelerinin ayrıca sosyal bilgiler, fen ve teknoloji derslerine temel olacak bilgilere sahip olmalarının beklendiği” ilgili kaynak ve kişilerce sıkça ifade edilmişti. Bu programla, belirtilen hedeflere ulaşılabilir mi? Veya bu programla ne tip öğrenciler yetişir? Bu yazıda birinci sınıf hayat bilgisi kitabındaki[1] tema ve etkinlik örneklerinden yararlanılarak, programın öğrenci seviyesine uygunluğu, metodolojik yaklaşımı ve  sosyal bilgiler dersi açısından nasıl bir fikirsel/duyuşsal alt yapı inşa edildiği kısaca ele alınacaktır.

     Hayat Bilgisi programlarında (1., 2. ve 3.sınıf) üç tema  var: “Okul Heyecanım”, “Benim Eşsiz Yuvam” ve “Dün Bugün Yarın”. Okul Heyecanım temasında  ilk önce “kendimizi , sınıfımızı, duygularımızı tanıyoruz” etkinliklerine, ardından “bayrağımızı ve marşımızı tanıma” etkinliklerine yer verilmiş. Burada kavramsal düzlemde karşımıza çıkan temel sorun, o yaş seviyesindeki öğrencilerin “bayrak, marş, yurt, vatan, millet ve bağımsızlık” sözcüklerini biliyor olarak kabul edilmesi. Bu durumda yapılabilecek tek çareye başvuruluyor, o yaşın seviyesine uygun olmayan birçok soyut kavram, ezber olarak öğrenciye yükleniyor bu da  ister istemez pedagojik açıdan hiç de uygun olmayan bir dil ve yöntemlerle yapılıyor.

 Aslında saklı içerik olarak, programın hedefi tam da bu: Bu bilgilerin ezberletilmesi, öğrenilmemiş kavramlar üzerinden öğrencilerin her yerde aynı cümleleri kurmaları. Örneğin; kitapta İstiklâl Marşı’nın sözleri var, çalışma kitabında da marşı söylerken çocukların neler hissettiğiyle ilgili resim çizmeleri isteniyor. Rahatlıkla söyleyebilirim ki çocuklar marşın içinde geçen kavramları anlayamıyor, çoğu sözcüğü de yanlış telaffuz ediyor. Bu etkinlik sonunda öğrenciler, bayrağımız ve marşımızla ilgili beklenen ezber sözleri belki söyleyebiliyorlar fakat özgürlük ve bağımsızlıkla ilgili en ufak bir fikirleri olmadan! Çünkü bunları anlamak için daha çok ufaklar.

24 Ocak 2022 Pazartesi

Oscar Wilde’ın Anısına

 André Gide

1901

1881 yılındaki bir resepsiyonda Wilde ve diğer sosyete mensupları. Londra

Genç Andre Gide
Geçen yıl bu tarihlerde, Oscar Wilde’ın acı sonunu Biskra’da, gazetelerden öğrendim. Aradaki mesafe yüzünden, cenazeye ... Mezarlığı’na kadar eşlik eden bir avuç insana maalesef katılamadım. Kendisine sadık kalmış dostlarının zaten az olan sayısını, yokluğumla daha da azalttığım için üzüldüm durdum. Hiç değilse bu sayfaları bir an önce yazmak istiyordum; ne var ki, epeyce uzun bir süre boyunca, Wilde adı, yine gazetelerin malı olmuş gibiydi... Artık bu hazin üne sahip adın çevresinde dönen yersiz dedikodular durulduğuna, yığınlar övmekten, şaşmaktan ve sonra da lanetlemekten sıkıldığına göre belki bir dost, devam eden üzüntüsünü ifade edebilir; hayranlığını ve saygılı merhametini dile getiren bu sayfaları, terk edilmiş bir mezara bırakılan bir çelenk gibi sunabilir.

Çıplak Maymun

 Desmond Morris

önsöz
Desmond Morris maymun Kongo ile. 1956

Bugün dünyada yaşayan yüz seksen üç maymun ve goril türü vardır ki, bunlardan yüz seksen ikisinin vücudu, kılla kaplıdır. Tek istisna, kendisine Homo Sapiens adını vermiş olan çıplak bir maymundur. Parlak bir başarıya ulaşmış olan bu tür, zamanının büyük bir bölümünü davranışlarının soylu nedenlerini incelemekle ve en az o kadar bir zamanını da (inatla) temel nedenlerini görmezlikten gelmekle geçirir. Çıplak maymun, primatlar arasında en büyük beyne sahip olmakla övünür, ama en büyük cinsel organa da sahip olduğunu gizlemeye çalışır ve bu şerefi, güçlü goril hazretlerine bırakmayı tercih eder. Yalan.