Amin Maalouf
1909
yılı ortalarında*, tüm eyaletlerde gerilim yükselir ve art
arda olaylar patlak verirken, önemli bir Osmanlı devlet görevlisi, kanını
beynine sıçratan bir olay üzerine, bir daha dönmemecesine İstanbul'u terk
etmeye karar verdi.
Bir Osmanlı yargıcıydı bu adam; Sayda kökenliydi
ama ailesi -Hıristiyan Marunî bir aile- yıllardır Boğaziçi kıyılarına yerleşmişti.
Yazın, bir pazar günü, geleneksel aile yemeğinin sonunda, sakin bir edayla
karısına ve on üç çocuğuna, neleri var neleri yoksa sandıklara yerleştirmelerini
emretti. Hem onlar, hem de evdeki tüm çalışanlar için, İskenderiye'ye giden ilk
gemiye bilet almıştı.
Yargıcın adı İskender'di; kızlarının en küçüğü
Virginie, bu göç sırasında yedi yaşındaydı. İstanbul' da doğmuştu ve Türkçe dışında
bir dil konuşmuyordu. Daha sonra Mısır'da Arapça ve Fransızca öğrenecek ama
Türkçe, ömrünün sonuna dek anadili olarak kalacaktı. Aile, uzun yıllar Nil
deltasında yaşayacak ve Virginie, orada, Lübnan dağından gelen, Amin adında bir
göçmenle evlenecek, ilk kızını da -benim annemi- orada doğuracaktı.
