Minevert’e
(bir yer adı) geldikten sonra subaylara
ve askerlere bir küskünlük geldi. Bir iki günlük dinlenme onlara açlığı
hatırlattı. Asker ne bulursa yemeğe başladı. Köylüden satın aldıkları koyun,
keçi, kuzu ve oğlak kesilir kesilmez işkembe ve bağırsaklarına varıncaya kadar
her organ, karavanalarda üstünkörü pişiriliyor, çiğnenmeden yutuluyordu. Ekmek
yerine buğday verildiği için bunu ya kavuruyor, ya da haşlıyorlar, bazı atların
arpa içmesi gibi çiğnemeyip bunları âdeta içiyorlardı. Küskün subaylar, zorla,
azarlamayla işe giden erlerin bu hallerine engel olamıyor, yahut çok ileri
gidemiyorlardı. Askerin hakkı vardı. Yiyeceklerini veremiyorduk.
Zorladığımızda, "Açlıktan ölelim mi? Karnımızı doyurun, istihkakımızı
verin, bakın ki istemediğiniz hareketleri yapar mıyız!" sözlerini açık
açık söyleyemiyorlardı, ama homurtularıyla belli ediyorlardı. Öğütlerimiz hiç
kulaklarına girmiyordu.