11 Aralık 2018 Salı

Büyük İskender'in Kayıp Lahdi

Roger Wilson (Prof. Dr.)
Nottingham Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü


"Jül Sezar... Ölümün gençliğinde vurduğu ve böylece mağlup bir dünyanın intikamını aldığı o deli ama şanlı serüvenci,   Büyük İskender'in cesedini taşıyan kayadan yontma lahde acele bir ziyarette bulundu."  Lucanus, MS 1. yüzyıl


Yapımının iki yılda tamamlandığı söylenen İskender'in gayet süslü cenaze arabasının
Diodorus tarafından anlatıldığı biçimde canlandırılmış çizimi. Kaynak: age, s. 224

Zaman: MÖ 4. yüzyıl
Mekan: İskenderiye, Mısır



İSKENDER, İÖ 323 yılında Babil'de öldüğünde hiç kuşkusuz cesedinin Aegai'de (günümüz Kuzey Yunanistan'ında Vergina) Makedonya krallarının geleneksel kraliyet mezarlığında gömüleceği umuluyor­du. Babil'de cesedi yakılmak yerine tahnit edildi. Selefini gömmek yeni kralın yasal hakkı olduğu için imparatorluğunda hak iddia edenler, onun yerine geçme mücadelesine girince, bir iktidar mücadelesinin odak noktası oldu. İskender'in Batı Mısır çöllerinde Zeus Ammon'un kehanet ocağı olan Siwa'da gömülmek istediği söylenir. İskender'e orada kendisinin "Ra'nın oğlu" olduğu, yani Zeus Ammon'un oğlu olduğu söylenerek iltifat edilmişti. 

7 Aralık 2018 Cuma

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Bulgarca Çevirinin Önsözü
Dr. Bojkof



1909 ve 1910 yıllarında iki kez Finlandiya’yı ziyaret etme fırsatı buldum. Diğer ülkelerden çok farklı bir görünüme sahip olan Finlandiya’nın konumu çok dikkat çekicidir. İnsanlarının düşünceleri, ruhsal yapıları, dünya görüşleri bizimkinden çok farklıdır. Bu insanları inceleyecek olan biri, onların sanki dünyamıza değil de başka bir gezegene ait olduklarını zanneder. Finliler, insana İncil’de sözü edilen Beyaz Zambaklar’ı hatırlatıyor.

Beyaz Zambaklar Ülkesine dair anılarımı ve izlenimlerimi 1914 yılında Souremenna Misal (Çağdaş Düşünce) dergisinde yayınlamış ve o konuda şunları yazmıştım:
“... Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Finlandiya’da olduğu gibi büyük bir kültürel ilerleme yaşanmamıştır. Finlandiya’nın Avrupa’nın en genç ülkelerinden biri olması da ayrıca kayda değerdir. Fin halkı, bir zamanlar Ural boylarından kalkmış, Volga sahillerinden geçmiş, bir süre Bulgarlara komşu olarak yaşamışlardır.

Barışçı bir yapıya sahip olan Finler, kimsenin kendilerine saldırmayacağı, kendilerinin de kimseyi tedirgin etmeyecekleri sakin bir yurt aramışlar ve bugünkü yaşadıkları yeri kendilerine yurt edinmişlerdir. O zamanlar uzak sayılan bu bölgede hiçbir ulus bulunmuyordu. Bugünkü Fin toprakları yüzlerce yıl Rusya ile İsveç arasında doğal bir kale hizmeti görmüştür. Bölgede geniş bataklıklar ve girilmesi zor ormanlar olduğundan ne Ruslar, ne de İsveçliler bu topraklardan ordularını ve ihtiyaç maddelerini geçirememişlerdir.

6 Aralık 2018 Perşembe

Umberto Eco - Jean-Claude Carriere Konuşuyor: Ateş Vasıtasıyla Sansür


Kısaltmaların açılımı
J. -C. C. : Jean-Claude Carriere
U. E. : Umberto Eco
J. -P. de T. : Jean-Philippe deTonna (yöneten)

Aziz Paulus Efes'te Vaaz Vermesi, 1640, Louvre Müzesi
Ressam: Eustache Le Sueur
J. -P. de T. : Kitap tarihinin en korkutucu sansürcüleri arasında, ateşe özel bir yer ayırmalıyız burada.

U. E. : Elbette, bunun için de hemen, Nazilerin “yoz” kitapları ortadan kaldırdıkları odun yığınlarından bahsetmeliyiz. (bkz. Dışavurumculuk - Ekspresyonizm veya İfadecilik, bunun içinde anlatılıyor)
1966 yapımı filmin afişi

J. -C. C: Fahrenheit 451’de Bradbury kitapların tedirgin edici mirasından kurtulmak isteyip onları yakmaya karar veren bir toplum tahayyül eder. Fahrenheit 451 derece tam da kâğıdın yandığı ısıdır: Zira o toplumda kitapları yakmakla görevlendirilenler itfaiyecilerdir.

U. E. : Fahrenheit 451, İtalyan radyosundaki bir programın adı aynı zamanda. Ancak tam tersi söz konusu: Bir dinleyici falanca kitabı bulamadığını ya da kaybettiğini söylemek için telefon eder. Bunun üzerine hemen bir başkası arayıp kendisinde kitabın bir nüshasının bulunduğunu ve onu elden çıkarmaya hazır olduğunu söyler. Birisinin bir kitabı okuduktan sonra, bir başkası da okuyup mutlu olsun diye kitabı bir yerlerde, sinemada, metroda bırakmasına benziyor bu biraz. Bağlayacak olursam, kazara çıkan veya isteyerek çıkarılan yangın, başlangıcından beri kitabın tarihine eşlik eder. Yanmış olan kütüphanelerin hepsini saymanın imkânı yok.

3 Aralık 2018 Pazartesi

Ortaçağ Ne Değildir?

Umberto Eco




Ortaçağa girişin, bu çalışmanın kendi kadar uzun olmaması için şunu söylemekle yetinmesi gerekir; ortaçağ Roma İmparatorluğu’nun dağılma döneminde başlayıp, tutkal görevi gören Hıristiyanlığın yardımıyla, Latin kültürünü, imparatorluğu yavaş yavaş istila eden halkların kültürüyle birleştirerek; uluslarıyla, konuşmaya devam ettiğimiz dilleriyle ve değişimlerden ve devrimlerden sonra bile olsa bizim olmaya devam eden kurumlarıyla günümüzde Avrupa dediğimiz yere hayat veren dönemdir.
Ancak bu hem fazla uzun hem de fazla kısa olurdu. Ortaçağ konusunda birçok klişe söz konusu olduğu için her şeyden önce ortaçağın, sıradan okurların aceleci okul kitaplarından veya sinema ile televizyon programlarından öğrendiği gibi olmadığını belirtmek yerinde olacaktır. Dolayısıyla ilk olarak (i) ortaçağın ne olmadığını söylemek gerekir. Ardından (ii) ortaçağdan bize ne kaldığını, bunların günümüzde güncel olmaya devam edip etmediğini ve en sonunda da (iii) ortaçağın ne anlamda yaşadığımız dönemden tamamıyla farklı olduğunu kendimize sormamız gerekir.

Ortaçağ Ne Değildir
Ortaçağ bir yüzyıl değildir
Ortaçağ ne XVI veya XVII. yüzyıllar gibi bir yüzyıldır, ne de Rönesans, Barok dönem veya Romantizm gibi belli tarihler arasında söz konusu olan ve ayırt edici özelliklere sahip bir dönemdir. Ortaçağ XV. yüzyılda yaşamış bir Hümanist olan Flavio Biondo tarafından ilk olarak bu şekilde adlandırılmış bir dizi yüzyıldan oluşur. Diğer Hümanistler gibi klasik çağ kültürüne dönmeyi dileyen Biondo, Roma İmparatorluğu’nun çöküşü (476) ile kendi zamanı arasındaki yüzyılları (çöküş dönemi olarak görüp) bir anlamda paranteze alıyordu. Ancak Biondo’nun kaderinde ortaçağa ait olmak vardı. Çünkü ortaçağın bitişi alışılageldiği üzere Amerika’nın keşfedildiği ve Mağribiler’in İspanya’dan kovulduğu tarih olan 1492 yılı olarak tespit edildi; Biondo ise 1463’de öldü.

17 Kasım 2018 Cumartesi

Savaşın Felaketleri: Kadınlar Cesurdur.

Sanatçı: Goya (1746-1828)

Savaşın Felaketleri (Los desastres de la guerra ) İspanyol ressam tarafından 1810 ile 1815 yılları arasında oluşturulmuştur. Toplamı 82 adettir. Sanat tarihçileri bu baskıların 1808'deki Dos de Mayo Ayaklanması'nın şiddetine karşı görsel bir protesto ve 1808-14 arasındaki Yarımada Savaşı ve Daha sonra ortaya çıkan Resterasyon Dönemi'ne tepki olarak yapıldığını düşünüyorlar. Sanat tarihçileri bu levhaları üç bölüme ayırmıştır: birinci bölüm (1-47 numaralı baskılar) savaşla; ikincisi (48-64 numaralı baskılar) 1811 ve 1812’de Madrid’de hüküm süren açlıkla; üçüncü ve son bölüm ise (65 numaralı baskıyla başlayan) VII. Fernando’nun baskıcı rejimiyle ilgilidir. Savaşın Felaketleri (Los Desastres de la Guerra) 1863’e kadar, neredeyse yarım yüzyıl boyunca yayımlanamamıştır.

Goya grafik baskılarında kadınları da resmetmiş, oldukça çok sayıda kadını değişik durumlarda göstermiştir. Aralarında direnen, ölen ve öldüren kadınlar da vardır.
Levha 5: Kadınlar da dahil olmak üzere siviller, mızrak ve kayalarla askere karşı savaşıyorlar.

13 Kasım 2018 Salı

Prehistorik Mağaralar


Lascaux II Mağarası
Orijinal mağaranın yayılan mantarlardan zarar görmesi nedeniyle kamuya kapanmasından (1963) sonra ziyaretçilerin gezebilmesi amacıyla kopya olarak üretilen (1983) bu yeni mağaradan bir görüntü (büyük salon).
Orijinal mağara 200 metre uzaktadır.  

https://www.ancient.eu/image/8664/lascaux-ii-cave-today/

Resimlerin o dönem kültürlerine ait sunduğu ipuçları; dönemin kültürünün yanı sıra yöredeki hayvan çeşitliliğini de sergiliyor. Buzul çağına ait bu hayvan figürleri özellikle Avrupa'nın güneyindeki yabanıl hayatın zenginliğini gösteriyor. Ancak özellikle o dönemin Avrupa'sında zengin nehir yataklarının, vadi ve platolarının varlığı hesaba katıldığında, hayvan türlerinin sadece resimlerdeki yabani öküz, ren geyiği, at, ayı, bizon vs. ile sınırlı olamayacağını; bu ise resmedilmesi tercih edilen hayvanların özel, belki de dini bazı gerekçelerden ötürü seçilmiş olduğunu düşündürüyor.

11 Kasım 2018 Pazar

Adalet Tablosundaki Adalet

Sanatçı: Pieter Bruegel
Iusticia

Sanatçıyı aynı isimli oğlundan ayırt etmek için "yaşlı, köylü veya baba Pieter Bruegel olarak anılmıştır. 1559'dan itibaren soyadındaki 'h' harfini kullanmayarak resimlerini Bruegel olarak imzaladı.

Tarih boyunca adalet kavramı ile uygulaması arasındaki mesafe, halk hareketlerini en çok gazaba getiren sorunların başında gelmiştir. 16. yüzyıl ortalarında aşağıdaki gibi gerçekleşen adaletin; insanları tatmin ettiği, huzura erdirdiği söylenebilir mi?
Yaşlı Pieter, Brueghel'ln 1559 tarihli Adalet (Iusticia) adlı gravürün fotoğrafik reprodüksiyonudur.
Yedi Erdem (Sieben Tugenden)  isimli baskı serisinin "adalet" temalı gravürüdür.