YAVUZ PAK
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku
2012
İBB Şehir Tiyatrolarında geçen ay sahneye konulan ve geçtiğimiz günlerde programdan kaldırılması
büyük tartışmalar yaratan “Rosenbergler Ölmemeli”
oyunu, hukuk ve siyaset cenderesine sıkıştırılmış adaletin can çekişen yüzünü anlatıyor
İBB Şehir Tiyatrolarında geçen ay sahneye konulan ve geçtiğimiz günlerde programdan kaldırılması büyük tartışmalar yaratan “Rosenbergler Ölmemeli” oyunu, hukuk ve siyaset cenderesine sıkıştırılmış adaletin can çekişen yüzünü anlatıyor. Bu müthiş dramın, 60 yıl önce A.B.D. gibi, dönemin ve günümüzün kendisini “özgürlükler ülkesi” olarak tanımlayan süper güçlerinden birinde yaşanan bir adalet trajedisini konu alması ironik olduğu kadar öğretici. Anlatılan trajedi, evrensel insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ulusal/uluslararası boyutuyla olduğu kadar, teorik boyutuyla da “hukuk” kavramı tartışmaya açıyor. Oyun, bu büyük yargılama efsanesine belgelerle, tanıklıklarla bakarken, tarihsel boyutuyla hukukun işgal ettiği yeri sorgulamamızı istiyor adeta. Bir yanda insan onurunun yüceltilişine tanıklık ederken, diğer yanda onurlu insanları değirmeninde acımasızca öğüten yargı mekanizmalarını işleten hukukun, siyasetle ve ideolojik hegemonya ile bütünleşerek adalete değil adaletsizliğe hizmet ettiğini izliyoruz. Evet, belki de Socrates’ten Rosenbergler’e kadar koca bir trajedi, gözlerimizin önünde biteviye sahneleniyor yeryüzünün hemen her yerinde, asırlardan beri. Ve tesadüf müdür bilinmez, takvimler 1980 yılını gösterdiğinde, Türkiye’de çıkarılan ünlü 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca, “çalışmasında sakınca görülen kişi” yaftası yiyerek İstanbul Şehir Tiyatrolarından kovulan oyunun yönetmeni Orhan Alkaya da bu insanlık trajedisinin oyuncularından biri belki.