ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2016 Pazar

Sevres Antlaşması'nda Kürdistan Meselesi

Baskın Oran

2001
Sevres sonrası Osmanlı İmparatorluğundan ayrılması tasarlanmış bölgeler
Harita: Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, cilt I,  s: 127

Kürdistan ile iIgili Üç Madde 

Birinci Dünya Savaşından sonra kuzey Irak Kürtlerinin de yaşadığı Irak toprakları İngiltere'nin mandasına verildi. Sevresle saptanan Osmanlı sınırları içindeki Kürtlere ise, Sevres Antlaşmasının üç maddesi (md. 62-64) yerel (teritoryal özerklik getirmekte, bu özerkliğin bağımsızlığa dönüşmesini de ilk bakışta mümkün kılan bir ifade kullanmaktaydı. 

Md.62: "Fırat'ın doğusunda, ileride saptanacak Ermenistan'ın güney sınırının güneyinde ve (...) Suriye ve Irak ile Türkiye sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgelerin yerel özerkliğini, işbu Antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde (...) üç üyeden [İngiliz, Fransız, İtalyan] oluşan bir Komisyon hazırlayacaktır. (...) 

29 Ocak 2016 Cuma

John Brown

John Stewart Curry'nin duvar resminde John Brown. 
Kansas'taki köle tacirlerine karşı yürüttüğü amansız savaşlar sonucu  ve 
idam edilmesiyle birlikte bir destan kahramanı haline gelmiştir.
Başlatmış olduğu ayaklanma ile siyahların kurtuluşu hareketine öncülük eden John Brown, 9 Mayıs 1800'de ABD'nln Connecticut eyaletinde Torrington kasabasında doğdu. Siyahların haklarını ilk çalışmaya başladığı günden beri savunan Brown, püriten bir aileye mensuptu. 


Yıllarca ABD'nln çeşitli eyaletlerinde dolaşarak çiftçilik, yün ticareti, koyun ve toprak alım satımı yaptı. 1849'da New York'ta North Elba'da köleliğe karşı olan Gerrit Smith'in bağışladığı topraklara yerleşti. Burada kalabalık ailesini geçindirmek için çiftçilik yaparken, bir yandan da siyahların yaşama koşullarına tanık oluyor ve köleciliğe karşı mücadele etmeyi planlıyordu. 

23 Aralık 2015 Çarşamba

Bağdat Müzesi ve Körfez Savaşı

Karikatür Aydan Çelik

ayrıca Sümer figürinlerinin video-sunumu için bkz.
https://www.khanacademy.org/humanities/ancient-art-civilizations/ancient-near-east1/sumerian/v/standing-male-worshipper

19 Aralık 2015 Cumartesi

Amerikan Karikatürlerinde Milli Mücadele


Toplumsal Tarih, sayı 96, içindedir.
karikatürde sandalyeyi iten bakıcı Sam Amca (ABD), sandalyede oturan hasta ise, Osmanlı İmparatorluğu… Sandalyenin üstünde Cemiyeti Akvam’ın ABD’yi mandaterlik ile görevlendirildiği yazılmış. Alt yazıda (ABD kastedilerek),  “Doğu'nun hasta adamı ve Batı’nın ondan da hasta adamı” ifadesi yer alıyor.

ABD'de Irk Ayrımcılığı 1957

ABD'de sadece beyaz öğrencilerin devam ettiği Harry Harding Lisesi'ne kabul edilen ilk siyah öğrencilerden Dorothy Counts'ın okuldaki ilk günü. Tacizlere sadece 4 gün dayanabilmişti.

http://www.worldpressphoto.org/collection/photo/1957/world-press-photo-year/douglas-martin
 

Anday:Rosenbergler için şiir



Melih Cevdet Anday

https://www.tumblr.com/search/ethel-rosenberg
ANI

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Rosenbergler, Hukuk ve siyaset cenderesinde

YAVUZ PAK 
Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku
2012

İBB Şehir Tiyatrolarında geçen ay sahneye konulan ve geçtiğimiz günlerde programdan kaldırılması 
büyük tartışmalar yaratan “Rosenbergler Ölmemeli” 
oyunu, hukuk ve siyaset cenderesine sıkıştırılmış adaletin can çekişen yüzünü anlatıyor
İBB Şehir Tiyatrolarında geçen ay sahneye konulan ve geçtiğimiz günlerde programdan kaldırılması büyük tartışmalar yaratan “Rosenbergler Ölmemeli” oyunu,  hukuk ve siyaset cenderesine sıkıştırılmış adaletin can çekişen yüzünü anlatıyor. Bu müthiş dramın, 60 yıl önce A.B.D. gibi, dönemin ve günümüzün kendisini “özgürlükler ülkesi” olarak tanımlayan süper güçlerinden birinde yaşanan bir adalet trajedisini konu alması ironik olduğu kadar öğretici.  Anlatılan trajedi, evrensel insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ulusal/uluslararası boyutuyla olduğu kadar, teorik boyutuyla da “hukuk” kavramı tartışmaya açıyor. Oyun, bu büyük yargılama efsanesine belgelerle, tanıklıklarla bakarken, tarihsel boyutuyla hukukun işgal ettiği yeri sorgulamamızı istiyor adeta. Bir yanda insan onurunun yüceltilişine tanıklık ederken, diğer yanda onurlu insanları değirmeninde acımasızca öğüten yargı mekanizmalarını işleten hukukun, siyasetle ve ideolojik hegemonya ile bütünleşerek adalete değil adaletsizliğe hizmet ettiğini izliyoruz.  Evet, belki de Socrates’ten Rosenbergler’e kadar koca bir trajedi, gözlerimizin önünde biteviye sahneleniyor yeryüzünün hemen her yerinde, asırlardan beri. Ve tesadüf müdür bilinmez, takvimler 1980 yılını gösterdiğinde, Türkiye’de çıkarılan ünlü 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca, “çalışmasında sakınca görülen kişi”  yaftası yiyerek İstanbul Şehir Tiyatrolarından kovulan oyunun yönetmeni Orhan Alkaya da bu insanlık trajedisinin oyuncularından biri belki.

8 Aralık 2015 Salı

Chomsky: Kuzey Yarıküreyi yok olmaktan bir tek kişi kurtardı!



Açık Radyo'dan (94.9) Ömer Madra, 14 Aralık 2002, Cuma günü İstanbul Armada Otel'de Noam Chomsky ile görüştü. Röportaj 16 Aralık 2002'de yayınlandı.

[....]
Şimdi bakın, bilmiyorum burada tartışması oldu mu, ama çok şaşırtıcı bir bilgi daha geçenlerde, elimize ulaştı! Ekim ayında! İnsan türünün ayakta kalmasının ne kadar bıçak sırtında durduğunu ortaya koyan bir bilgi.
Bu, muhtemelen, tarihte bugüne kadar insanlara açıklanan en çarpıcı bilgi idi!
Bu, Havana'da, Küba füze krizinin 40. yıldönümü dolayısıyla yapılan zirvede açıklandı! Füze krizi sırasında karar verme durumunda olan Rus, Amerikan liderleri ve Kübalılar katıldı bu Havana Zirvesine. Burada, füze krizine ilişkin olarak birtakım yeni bilgiler de ortaya çıktı. Bunların arasında şu gerçek de vardı: Dünya, kendisini yok edecek bir nükleer savaştan, tek bir Rus denizaltı komutanı sayesinde kurtulmuştu.
Krizin doruk noktasında Kennedy Küba'yı çepeçevre saran bir abluka emri vermişti: Deniz ablukası. Küba'ya gelen Rus gemileri vardı. Bu gemilerin ablukayı ihlâl edip etmeyecekleri belli değildi. Bu gemilere denizaltılar eşlik etmekteydi. Şimdi anlaşıldığına göre, denizaltılar nükleer başlık taşıyordu. Geçen Ekim ayındaki bu zirveye kadar bundan kimsenin haberi yoktu.
Şimdi, Rusya'da, nükleer füzeleri kullanma yetkisi, tıpkı ABD'de olduğu gibi, merkezde değildi... Bu yetki aşağı kademelere, komutanlara bırakılmıştı. O günkü kurallara göre, nükleer füze atma konusunda üç komutanın anlaşmaya varması gerekiyordu. Denizaltılar, ABD destroyerleri tarafından izlenmeye başlamıştı. Rus denizaltı komutanlarından ikisi, nükleer füzelerle cevap vermeye karar verdiler. Üçüncü komutan ise bu emrin iptalini sağladı.
Eğer o gün tek bir füze fırlatılmış olsaydı, bugün hepimiz ölmüş olacaktık. Bu, Kuzey Yarıkürenin sonu demekti. İşte, bu kadar kılpayı!
Şimdi, orada neyin söz konusu olduğunu düşünürseniz, bugün de çok gündemde olan iki şeyin olduğunu görürsünüz: Uluslararası terör; ve rejim değişikliği!
Kennedy yönetimi, Küba hükûmetini devirmek için dev bir uluslararası terör kampanyası yürütüyordu. Bu, uluslararası terör ve rejim değişikliğidir işte. Ruslar, buna karşılık olarak çılgınca bir davranışla oraya nükleer füzeler yerleştirmişti. Ama olayın bağlamı buydu. Ve bu, neredeyse kuzey yarıkürenin yokoluşuna götürüyordu...
Bu haber dünyanın her yerinde, her Allah'ın günü, her gazetede birinci sayfadan manşet olmalıydı! Bu gerginlik ve tehlike sürüp gidiyor...
Şimdi de aynı meseleler karşımıza çıkıyor. Ama şimdi daha da gergin ve tehlikeli... İşte vardığımız yer burası!
Şunu da eklemek lâzım: Eminim bu haber burada, Türkiye'de haber olmamıştır... ABD'de olmadı. İngiltere'de de olmadı bildiğim kadarıyla:
Bu yılın 23 Ekim'inde BM, Genel Kurulu'nda (ona tekabül edecek bir karar organında) iki hayati karar aldı. Birinci karar, 1925 tarihli Cenevre Sözleşmesi'ni, kimyasal silâhların kullanılmasını yasaklayan Sözleşme'yi yeniden onaylıyordu. İkincisi ise, Uzay Antlaşması'nı yeniden onaylıyordu: Yani, uzaya saldırı silahlarının konuşlandırılmasını yasaklayan sözleşmeyi. Oylamada sadece iki ülke çekimser kaldı. ABD ve İsrail. Ama, İsrail zaten otomatiğe bağlamıştır; ABD ne yaparsa o da onu yapar.
Şimdi, çok dikkate değer bir durum değil mi bu: Şu anda kimyasal silâhların yasaklanmasından daha önemli bir şey olabilir mi? Ve de uzaya saldırı silâhlarının yerleştirilmesinin yasaklanmasından? (Bu arada, ABD'nin çekimser kalması, antlaşmanın öldüğü anlamına gelir.) Ve koca ABD basınında bununla ilgili tek kelime çıkmıyor! ABD'de basın üzerinde etraflı araştırma yapılır; dolayısıyla, bu konuda hiç haber yapılmadığını söyleyebiliriz. Avrupa'da kimse basında neler yazıldığını araştırmaz, dolayısıyla bundan emin olamayız; ama böyle bir habere rastlayan kimse olmadı. Burada, Türkiye'de bu haberin çıktığını sanmıyorum. Ama bu, haberdir. Kamuya ait bilgidir. Ajanslarda da yer aldı, haber merkezlerine gitti.
Ama bu gibi haber ve bilgiler halka söylenmiyor - bu kadar basit. Ve, hep böyle sürüp gidiyor. Fakat, bütün bunlar şunu gösteriyor ki, dünyanın karşı karşıya olduğu tehlike son derece büyük. Ve halkların gücü zamanında örgütlenip sistemin yıkım gücünü altedebilecek mi sorusunun cevabı hiç de o kadar net değil.
Şu andaki ABD yönetimi o kadar aşırı ki, şahinleri bile korkutuyor!Şimdilerde ABD'nin tutucu sağ kanat yerleşik düzeni içindeki şahinimsi tutucu unsurlar tarafından son derece sert bir şekilde eleştiriliyor. Çünkü bu unsurlar yönetimden korkuyorlar; onların akıllarını kaçırmış olduklarını düşünüyorlar...
Ömer Madra: Havana Zirvesi konusundaki haber ne zaman yayımlanmıştı acaba? Ve nerede?
Chomsky: Geçen Ekim ortalarında... Yaklaşık olarak 15 Ekim'de... Tam tarihini size verebilirim isterseniz. Ama, hani şöyle ellerinin tersiyle yayımlamışlardı neredeyse. Washington Post'ta yer aldı. Ama küçücük bir haber olarak...görmekte zorlanıyordunuz. Haberi saklamışlardı. Ama bu haber çıktı. Aslında, haber çıkınca, Kennedy'nin yakın çalışma arkadaşı tarihçi Arthur Schlesinger, bunu "tarihteki en tehlikeli an" olarak tarif etti. Doğrudur, tarihteki en tehlikeli andı. O Rus denizaltı komutanı da 50 Nobel Barışı ödülü birden almalı, dünyadaki en ünlü adam olmalıydı. Hâlâ yaşıyor. Adı: Vassili Arkhepov. Emri iptal etti ve dünyayı yokolmaktan kurtarıverdi!
[....]
http://bianet.org/bianet/siyaset/15361-ve-simdi-durum-daha-da-gergin-ve-tehlikeli