21/04/2007
Eski
Yunancadan gelen ve 'yabancı korkusu' anlamına 'zenofobi' Türkiye'de umulmadığı
kadar yaygın bir 'duygu durum.' Bunun eğitimden sosyal çevreye, siyasi
koşullanmadan ekonomik güçlüklere kadar pek çok temeli olabilir, bunları
tartışmak için yazmıyorum bu yazıyı.
Bir gözlemim var: Bizde 'Leninizm'in 'L'sinin bile hapse atılmaya yettiği
günlerde, Leninist söylemin en önemli kavramlarından biri olan 'emperyalizm' ve
'antiemperyalizm' kavramlarının devlet kodamanları tarafından kolayca
benimsenmiş olması tesadüf olmasa gerek.
'Yedi düvele karşı savaşıp bağımsızlığı kazanmış olmak' o yedi düvelden sonsuza
kadar korkmanın ve onları 'düşman' bellemenin altyapısı kuşkusuz. Bülent Ecevit
ve yakın çevresi 70'li yıllarda Avrupa Ortak Pazarı için 'Onlara ortak biz pazar
olmayacağız' derken antiemperyalist bir söylem içinde zenofobiklik yapıyorlardı
aslında.
Aynı Ecevit yıllar sonra da misyoner faaliyetlerini MGK gündemine taşıdı.
24 Ocak 1980'e kadar Türk ekonomisinin tümüyle dışa kapalı olmasının ardında
yatan da, taa Mareşal Fevzi Çakmak'ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde bu
devletin genetik yapısına girmiş olan yabancı korkusu idi.
Turgut Özal, demokrasiden nasibini almamış ve yolsuzluklara bulanmış, pervasız
yolsuzluğu sistem haline getirmiş bir siyasetçiydi ama bu ülke tarihinde çok
önemli bir rol oynadı: Yabancı korkumuzu yenmemize yardımcı oldu.
Dışa açılma ve dış rekabeti göğüsleme sadece ekonomik bir şey değildi, bu
ülkede milyonların yabancı korkusunu yenmesine, hatta yabancılara meydan
okuyacak özgüvene sahip olmasına neden oldu.
Bugün ülkemizde kalabalık ama yine de sınırlı bir zenofobikler kümesinden söz
ediyorsak, yani toplumun tamamı zenofobik değilse bunu Turgut Özal'ın
başlattığı reformlara ve onun aşıladığı özgüvene borçluyuz.
Ama son 15-16 yıldır, özellikle de son altı yıldır Türkiye'de milliyetçilikle
zenofobinin aynılaşmasını izliyoruz. 'Milliyetçi patlama'dan ziyade aslında zenofobiklerin
su yüzüne çıkmaya karar vermesinden söz etmek gerek.
Yerleşik ve devlet katında yaygın milliyetçi söylem, zenofobik özellikler
taşıyor ve kendisini 'milliyetçi' veya 'ulusalcı' olarak adlandıran 'sivil'
söylem tarafından da aynen tekrar ediliyor.
Her meselemizin altında yabancı parmağı aramak bu söylemin temeli. 'Kürt
sorunu'nu örnek alalım. Bu sorunun bir parçasının dış kaynaklı olduğuna kuşku
yok, ayrılıkçı Kürt hareketinin mali kaynaklarının önemli bölümü Batı Avrupa
ülkelerinde, 'terörle mücadele' bahanesiyle Irak'ı işgal eden Amerika, burada
yerleşmiş PKK terör üslerine karşı hiçbir şey yapmadı, vs. Ama Allah aşkınıza
söyleyin, bütün bu 'dış kaynaklı' şeyler olmasaydı bizim 'Kürt sorunu'muz
olmayacak mıydı? 30'larda, 40'larda, 50'lerde, 60'larda, 70'lerde de Kürt
sorunumuz yok muydu?
Bugünün zenofobiklerini, mesela geçen cumartesi Ankara'daki devasa mitingde
yapılan kimi konuşmaları dinleyince insan Türkiye'nin Amerikan işgali altında
olduğunu, AB maceramız olmasa ülkemizin güllük gülistanlık olacağını sanıyor.
Zenofobikin korkusu öyle derinden gelir ve o korkusunda öyle samimidir ki,
çuvaldızı kendisine batırmayı hiç aklına bile getirmez. Ve zenofobik,
kendisinden farklı düşünen herkesin vatan haini olduğuna canı yürekten inanır.
Türkiye'de 'vatan haini' bolluğunun nedeni, zenofobiklerin bolluğudur.
Bir zenofobik 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi' diye bağırır, diğeri Trabzon'da
rahip öldürür, diğeri her söze 'Karen Fogg çocukları' diye başlar, bir başkası
Hrant Dink'i kurşunlar, bir grubu önce roman kahramanını mahkemeye verir
ardından adliye basar, bir başka grubu Malatya'da üç kişiyi boğazlarını keserek
katleder, biri 'Küresel güçler henüz Türkiye'yi tam etkisi altına almadı'
der...
Bunların hepsi zenofobinin çeşitli dışa vurumlarıdır, kimi masum bir fikir
tartışmasında kimi elde tabanca sokakta, kimi nutuklarda.
Ama bir bakıma zenofobiklerin su yüzüne çıkmış olması da olumlu bir gelişme.
Çünkü Türkiye'nin uzayda tek başına bir gezegen değil, dünyanın bir parçası
olduğu ve o dünyayla eklemlenmekte olduğu gerçeği, geri döndürülemez bir süreç
olarak ortada. Bu süreç geri döndürülemez olduğu için de zenofobikler rahat
odalarından, koltuklarından kalktılar, açıkça mücadeleye başladılar.
Umarım bu mücadele barışçı siyasi bir mücadele olur, zenofobiklerimiz de bir
(veya birkaç) parti çatısı altında çoğulculuğa katkıda bulunurlar.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=218993