Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2016 Cumartesi

Çin'in Toprak Askerleri


Anadolu Ajansı

Dev bir kral mezarının bulunduğu alanda binlerce toprak asker bire bir boyutlarıyla "ilklerin imparatoru" olarak bilinen Çin Şı Huang'ın mezarını koruyor.

ŞİAN - UNESCO Kültür Mirasları listesinde bulunan Terra Kotta askerleri, 1970'li yıllarda ilk kez bölgede süren kuraklık sırasında kuyu açmak üzere çalışan 4 işçi tarafından bulundu ve önceden hakkında kesin bilgi olmayan yer altı ordusunu ortaya çıkarmak için arkeolojik çalışmalar başlatıldı.

Askerler ve mezar bölgesinin keşfine müteakip başlatılan çalışmalar, bu askerlerin sıradan toprak asker ve heykeller olmadığını da ortaya çıkardı. Zira yaklaşık 8 bin kişilik olduğu tahmin edilen dev yer altı ordusu, dönemin silahları, topraktan atları ve diğer araç ve gereçleriyle birlikte gömülmüş.

13 Aralık 2015 Pazar

Bozkır İmparatorluklarının Kuruluş ve Yükseliş Yasası


Wolfram Eberhard


Bunların ekonomisine büyük hayvan yetiştirme ekonomisi denebilir. Özellikle at yetiştirilir, eti ve sütü yenir, içilir. Sığır ve koyun da beslenir. Aynı zamanda az miktarda yardımcı tarımla da uğraşılır, böylece kış yemi ile ek yem sağlanır idi. Avcılık de ek besin kaynağı olarak bir rol oynar idi. 

Fakat Çin Han sülalesi(MÖ. 206 – MS. 220) döneminde Hunlarda tarım yavaş yavaş kalkar. Çünkü Çin’den buğdayın ticaret yoluyla elde edilmesi daha ekonomiktir. Çin tarım bölgesine yapılan yağma akınlarıyla avcılık da değer ve önemini yitirir. Böylece Han dönemi Hunların ekonomik yapısı, yağma ya da ticaret ile davar yetiştirme kültürüne dönüşür. Bundan sonra bir çok bunalımlar birbirini izler: Yağmacılığın sonucu olarak, kısa bir süre için tarımcı Çinliler, göçebe Hunlara düzenli haraç verirler. Bununla ticaret başlar. 

Göçebenin yüksek tabakası olan hükümdar ile soylu aileler, yeni malların tüketimine yönelirler, gittikçe daha görkemli malları tüketirler. Böylece tarımcı ülkenin üretimine daha çok bağımlı olurlar. Göçebelerin soylu tabakasını hoşnut etmek için, değişimde tarımcı ülkeye sağlanması gereken mallar, göçebe halk tabakasının gittikçe daha çok vermek zorunda kaldıkları atlarında, kocabaş hayvanlarından ve onların ürünlerinden ibarettir. Bu nedenle, göçebe arasındaki toplumsal çelişkiler, daha çok belirginleşir. Aynı zamanda soylu tabakalar gevşerler, askeri güçlerini yitirirler. Malların göçebeye akıp gitmesi, tarımcı ülke(Çin) ekonomisini elverişsiz yönde etkiler ve bu malların dışarıya gönderilmesinin önlenmesi eğilimi güç kazanır. 

Öte yandan, göçebenin bu mallar karşılığında verdiği at, bir savaş silahıdır; at, tarımcı ülkenin askeri gücünü çoğaltır. Değişimden kaçınma eğilimi yeter derecede ilerlediği zaman, dostça(rüşvet) ya da düşmanca(savaş) çatışmalar olur. Tarımcı ülkenin savaştan amacı, göçebe siyasal birliğini parçalamak, boyları dağıtmak ve bu yoldan onları güçsüzleştirmektir. Ayrıca göçebenin otlaklarını ele geçirince, Çin köylüsü bu otlaklara ekip biçmesi için yerleştirilir. Göçebeye harac ödenmesi sona erer. Göçebe siyasal birliği çözülür. Topluluk ayrı ayrı boylara bölünür. Ek besini de sağlayamadıklarından, göçebe halk kitlesi gibi, soylular da fakirleşir.

Fakirleşmeyi boylar arasındaki savaşlar izler. Boylar arasındaki savaşların amacı, bir boyun öteki boyun hayvan sürülerini ve otlaklarını zorla ele geçirerek, insanlarını köleleştirerek kendi beslenme sorununu çözmeye çalışmasıdır. Savaşı kazanan boyun, bu yoldan yaşam düzeyi yükselir. Savaşta kazanan boyların kişisel yetenek sahibi şefleri, böylece kısa zamanda parolaları savaşmak olan yeni boy birlikleri kurabilirler. Çok geçmeden savaş öteki boy birliklerine, tarımcı devlete karşı verilir. Bunu tarım devletine karşı verilen daha büyük savaşlar izler ve yukarıda belirtilen bunalımlar yeniden başlar. 
Bozkır devletlerinin böyle meydana geldiklerini sanıyorum.            

Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, I. Cilt,Tekin Yayınevi,1994, içinde.


5 Aralık 2015 Cumartesi

Çin Hakkında





Murat Belge
30/09/2007 

Gene bir yolculuk, gene Londra. Arabada havaalanına giderken, Myanmar, yani bizim bir zaman Burma, bir zaman da Birmanya adıyla tanıdığınız ülke hakkında haberler... Bir 'kalkışma' var, anlaşılan; yıllar ve yıllardır süregelen askeri yönetimde, anlaşılan, bıçak kemiğe dayanmış! Güneydoğu Asya ülkelerinde 'bıçak' genellikle bir tür diktatörlük, 'kemik' ise Budist rahiplerdir. 

Vietnam sürecinin başladığı günleri hatırlıyorum. Diem'ler, daha sonra Kao Ki, bu arada kendini yakan Budist rahipler... Nereden nereye! Ama şimdi Birmanya'nın rahipleri de sadaka kaplarını ters çevirmişler. Bu haber ciddi haber!
Sokağa dökülenler, Aung'un evinin önünde sevgi, Çin Elçiliği'nin önünde protesto gösterisi yapmış. Bu ikinci olguyu radyodaki haberlerden işitince gözümde uzun bir süreç ve bugünkü sonuçları canlanır gibi oldu: Çin! 

Cemal Süreya'nın dizesi (aklımda doğru kalmışssa): 'Saat Çin'i vurdu: pirinçç...' Bu, evet, bir Çin, koskocaman, karmaşık, girift. Bir de bu, Myanmar halkının protesto ettiği Çin var. Pakistan'da kim olursa olsun tek Hindistan'a dost olmasın- her diktatörü desteklemeye hazır olan Çin Halk Cumhuriyeti. İran Şahı'nın dostu ve müttefiki 'üç dünya teorisi' çerçevesinde, 'dost' olduğu ülkenin içişlerini, yani despotizmanın derecesini şiddetini, rezaletini, sorgulamamayı, taahhüt eden Çin Halk Cumhuriyeti. 

Çin Halk Cumhuriyeti'nin 'dış politikası' dendiğinde, Sudan'dan daha nerelerden geçtikten sonra şimdi Myanmar'da yeniden yüzeye varan bu çizgi geliyor aklıma.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin 'iç politikası' dendiğinde ise, daha pek çok olayın arasında öncelikle Tiananmen gözümün önünde canlanıyor. 

Sırf manşetlere uygun düşen, 'çarpıcı' bir olay olduğu için bu Tiananmen'i ötekiler arasından çekip çıkarmıyorum. Çin tarihinde ciddi bir ayrım, bir dönemeç olduğuna inandığım için bunu vurgulama ihtiyacını duyuyorum. Tiananmen'den önce Çin Komünist Partisi, başka birçok yerde olduğu gibi epey başarısız bir biçimde ve başka birçok yerde olduğundan biraz daha oportünist bir üslupla, ülkede komünizmi kurmaya çalışıyordu. 'Başka yerler' diyorum, çünkü bu çabaların benzerleri dünyada vardı: Tiananmen'den bu yana benzersiz bir vites değişikliği oldu sanki: kapitalizmi kurmaya çalışan bir Komünist Parti'yle karşılaştık. Tiananmen, çok başka sorunlardan kaynaklanan bir başkaldırma olsa da, bu dönüşün sinyaline dönüştü. 

Şu dönemde, bir süreden beri, ucuz Çin mallarının dünya pazarlarını kapladığını görüyoruz. Arada bir, bu malların niteliği üzerine bir tartışma başlatabilecek olaylar patlak veriyor. Örneğin, Çin'de yapılan oyuncakların bunlarla oynayan çocukların sağlığını bozacak maddeler içerdiği haberi yayılıyor. Muhtemelen doğru olan bu gibi yöntemlerin, dış politikada Pakistan'ı, İran Şahlığı'nı, Myanmar'ı destekliyor olmaktan çok da farklı olduğunu söyleyemeyiz. Aynı mantık: Çin, güçlenmek, 'star' olmak istiyor. Bunu gerçekleştirmek üzere 1949'dan beri iktidarı elinde tutan aygıt ve kadro, 'zehirli boya' veya 'zehirli demokrasi' gibi ayrıntılara hiç kulak asmadan burnunun doğrultusunda yürümekte kararlı. 

'Irkçılık' denen olayı, tarihi çerçevede, Batı'da doğmuş ve orada etkili olmuş bir düşünce biçimi olarak tanımış, öğrenmişlerdir. Temelde, Batı'nın Batılı-olmayana uyguladığı bir şeydir. Irkçılığın Batılı olmayan biçimleri üstüne, ondan da önce, böyle bir şeyin mümkün olup olmadığı üstüne pek düşünmemişizdir.
Önümüzdeki dönemde Çin bizi bu konularda kafa yormaya zorlayacak sanıyorum.


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234336

Can Dündar: "Bir...İki...Üç... Daha fazla Coca Cola"




Can Dündar
04.06.1998



https://www.flickr.com/photos/bar-art/2488220901
Çin'de Mao'nun devrimci komitelerinin yeni işinin Coca Cola pazarlamak olduğunu biliyor muydunuz? Pekin'de "Yüz bin Cola açılıyor / Yüz bin Çinli ferahlıyor" bugünlerde... Kızıl Çin'i de istila eden bu kahverengi gazoz, yüzyılı zaferle kapatıyor.

Mao Çe-Tung 1956'da "Yüz çiçek yanyana açsın / Yüz fikir akımı tar­tışsın" demişti. Çin'de sosyalist bir kültürün serpilip gelişmesi için "zehirli de olsa" her tür çiçeğin açıp, her fikrin tartı­şılmasından başka yol görünmüyordu.
Ancak bir süre sonra "yüz fikir akı­mı" öylesine birbirine girdi ki, "yüz çi­çek operasyonu" hemen iptal edildi. Mao da köşesine çekildi... Ta ki Kültür Devrimi'ne kadar...
1965'te Kültür Dev­rimi adı altında "büyük temizlik" başladı. Artık Komünist Parti, her mahallede örgütlenen "Devrimci Komiteler" aracılığıyla herşeyi göz­leyecek ve böylece dev­rimi sonsuza kadar ya­şatacaktı.

* * *

Fortune dergisinde geçen ay çıkan bir ha­beri okuyunca bunlar geldi aklıma... Habere göre Çin pazarına giren Coca Cola, satışları ar­tırmak için dahiyane bir yöntem bulmuştu. Şirketin genel müdürü, bu dev coğrafyanın her köşesine ulaşabilmenin en iyi yolunun "Devrimci Komiteler”le anlaşmak ol­duğunu görmüş ve mahalle komitelerini birer Coca Cola satıcısı haline ge­tirmişti. İşsizlik tehdidinin kol gezdiği Çin'de düne kadar komünist partinin birer şubesi olarak çalışan komiteler, "Her bir Coca Cola size 10 ek iş yaratır" sloganının cazibesine kapılıp anında birer Coca Cola satıcısı haline gelmişlerdi. So­nuç Coca Cola açısından muhteşem olmuştu: Patlayan satışlarla Çin, şirketin 8. büyük pazarı haline gelmişti.
Çin'de, ilkinden 33 yıl sonra bu kez "global" versi­yonu yaşanan Yeni kültür devrimi"ne şaşmamak elde mi?
İnanılır gibi değil ama dün komünist liderlerin reji­mi ayakta tutmak için kurdukları örgütlenmeler, bu­gün pazarlama stratejistlerinin işine yarıyor ve bir zamanlar revizyonizme karşı kızıl kitap­larla yürüyen yoldaşlar, bugün Coca Cola logolu bayraklarla kapitalizmin bölge bayiliğini yapıyorlar.
Mao'nun kültür devrimi Cola köpü­ğünde boğuluyor.
Coca Cola, kendisine direnenler karşısında yüzyılı zaferle kapatıyor.

* * *

Mağluplar listesinde kimler yok ki?
Bu "emperyalist içeceği" Küba'ya sokmayan Castro, bir balık avı sırasında keyifle Coca Cola yudumlarken görün­tülenince yenilmişti.
İran'da mollalar, General Motors'la yaptıkları anlaşma karşılığı ülkede Coca Cola fabrikası kurulmasını kabul etmek zorunda kalmışlardı.
1964'te İstanbul Teknik Üniversitesi'nde başlatılan "Amerikan gazozunu okulumuzdan atalım" kampanyası kısa zamanda hüsranla sonuçlanmıştı.
Peki ama neden?
Elbet bu yenilginin pekçok siyasi ve toplumsal nedeni var. Ancak ben bura­da sadece bir sanatçının teşhisine yer vereceğim. "Pop-art"ın tanrısı Andy Warhol, Coca Cola'nın zaferinin sırrını şöyle açıklıyordu:
"Çünkü o, dünyanın en zengin in­sanlarının olduğu kadar, en yoksul in­sanlarının da tüketebileceği ortak bir madde..."
Yani bir zamanlar sosyalizmin peşinde koştuğu "eşitlik" düşünü gerçekleştiren Coca Cola olmuştu Warhol'a göre...
Belki de o yüzden, o düşün eski sahipleri kızıl ki­taplarını rafa kaldırıp düşün yeni sahipleri için bayiliğe soyunmuşlardı.
Çin'de "Yüz bin Cola açılıyor / Yüz bin Çinli ferah­lıyor" bugün...
Yarın, dünyada günlük tüketimi 2 milyara çıkacak Coca Cola'nın...
Sahte eşitlik düşlerinin serinliğinde gazdan bir ge­zegen haline geleceğiz yeni yüzyılda... "Tek çiçek aça­cak seralarda / tek tad dolaşacak damağımızda..."
Teneke bir kutuda ya da ince uzun bir şişede gele­cek, yüzyılımızın yeni sömürgecisi...
...Köpürecek ağzını açtıkça.                       


Can Dündar

http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=314

NOT: Afişi ben yerleştirdim. DK