Marks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2018 Perşembe

Artık Değer ya da Artı-Değer


A detailed overview of the work of the famous
American photographer
Lewis Hine (1874 - 1940)
 from the collection of the George Eastman House.
(Plus-Value ou Survaleur, Surplus Value) Sermayenin* değerlenme kuramının temel kavramı, artı-değer diye de adlandırılan artık değerdir. Nicel açıdan artık değer, bir dönem boyunca kapitalist etkinlikten doğan sermaye artışı miktarını belirtir. Sermaye gibi o da değerle ölçülür. Geriye bu
artışın gizemini çözmek kalıyor.

Marx, metaların* normal fiyatları üzerinden; yani, Kapital'in birinci cildinde benimsediği basitleştirici  varsayımlar çerçevesinde, değerleriyle orantılı fiyatlar üzerinden mübadele edildiğini varsayar. Sermayedarlar arasındaki veya sermayedarlarla son tüketiciler arasındaki ilişkilerde tüm metalar bu fiyatlardan mübadele ediliyorsa, görünürde bir artış söz konusu olmaz: değer aktarılır, bir elden diğerine geçer.

Bu noktada Marx, kullanımı değer yaratan özel bir metanın var olduğunu açıklar. Bu, emekçinin işgücüdür. Çalışma kapasitesi bir meta gibi düşünülür; bu da, bir faydaya ve bir değere sahip olduğu anlamına gelir. Satın alanın bakış açısından işgücünün sağladığı fayda, emektir: sermayedar işçiyi çalıştırır. Değeri, onun üretimi için gerekli çalışma zamanıdır. İşçinin satın alabileceği metaların üretimine gereken zaman olarak tanımlanır. Marx'ın "geçim araçları" olarak adlandırdığı malları (ailenin birçok üyesinin çalışabileceğini dikkate alarak, işçi ve ailesi için gerekenler) satın alma gücünü ifade eder. Zaman zaman işgücünün "üretimi" terimi yerine "yeniden üretimi" terimi tercih edilir. Her meta gibi bunun da bir fiyatı vardır: bu ücrettir".

15 Haziran 2017 Perşembe

Marksizm Nedir?

Neil Faulkner

Marksizm kimi zaman Alman felsefesi, Fransız sosyalizmi ve İngiliz iktisadının bir bileşimi olarak sunulur. Bu doğru ama eksiktir. Marksizmi pratikten kopuk, yalnızca teorik bir mesele olarak ele alır, yani özünü tamamen gözden kaçırır.

Marksizmin temel fikirlerini, 1843-47 arasında Karl Marx (1818-83) ile Friedrich Engels (1820-95) formüle etti. Onların ortak çalışması, düşünce alanında, bilimde Isaac Newton, Charles Darwin, Sigmund Freud ve Albert Einstein’ın başarılarıyla karşılaştırılabilecek bir devrimi temsil ediyordu. İnsan toplumunun bütününü anlamak için tümüyle farklı bir paradigma yarattılar. Ama düşünsel devrimlerinin öznesinin tam da insan toplumu olmasından ötürüdür ki laboratuvarları, içinde yaşadıkları toplumsal dünya olmak zorundaydı. Marx ile Engels’in o zamanın kitle mücadelelerine katılmış faal devrimciler olması, Marksizmi mümkün kılmıştı.

16 Nisan 2016 Cumartesi

Bayan Tussaud'nun Mumdan Figürleri

Ateşi Çalmak 3
Galina Serebryakova

 Bayan Tussaud'nun kendi balmumu heykeli
XV. Louis’nin krallığı döneminde doğmuş olan Bayan Tussaud, XVIII. yüzyılın sonunda, bir arının çalışkanlığı ile, kolay işlenir mum kullanarak yaşadığı yüzyılı canlandırmıştı ama porselen ve boyalı mumlarla yaptığı bu şey; sadece yaşamın sahte altın kaplamasını, yalancı sırmasını, rengarenk elbiselerin çeşitliliğini, perukların buklelerini, yeni doğan kibirli asilzade takımının cilvelerini yansıtmaktı.

29 Aralık 2015 Salı

Althusser’in çilesi ve felsefesi

Althusser’in çilesi ve felsefesi-I
 Taner Timur
1960’ların ikinci yarısında başlayan ve 16 Kasım 1980’e kadar süren dönemde Fransa’da Marksizm tartışmaları büyük ölçüde Althusser tartışmaları haline gelmişti. Bu dönemin bitiş noktası için kesin bir tarih vermemin bir nedeni var: 16 Kasım 1980’de ünlü Fransız filozofu karısını öldürmüş ve düşünce tarihinde benzeri pek bulunmayan bir dramın kahramanı haline gelmişti. Ve o zamana kadar entelektüel çevrelerde dillerden düşmeyen bir isim birdenbire “tabu” olmuş, belleklerden silinmişti.
Althusser’in ruhsal sorunları olduğu yakın çevresi dışında da bilinmeyen bir şey değildi. Ünlü düşünürün zaman zaman psikiyatri kliniklerini ziyaret ettiği yaygın bir söylenti konusuydu. İşlediği cinayet de bir cinnet anının eseri olmuş ve filozof hapishaneye değil, akıl hastanesine sevk edilmişti. Onu sevenler üzüldüler; çılgın jesti anlamaya çalıştılar ve Foucault’nun Ortaçağ delileri için kullandığı bir deyimle “kaybolmuş” filozofun sessizce yasını tuttular. Merhametin ölenden çok öldüren üzerinde toplanmasından rahatsız olanlar ise hüzünle Althusser’in karısını, Helen’i andılar. Ve bir süre sonra, görünüşe göre, olanlar unutuldu, her şey yeniden düzene girdi. Zaten 1980’lerde başlayan “küreselleşme” dalgası ve Sovyet sisteminin çökmesi de Marksizm tartışmalarını ikinci plana atacaktı.