epistemoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
epistemoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2021 Çarşamba

Epistemoloji: Ne Bildiğinizi Nasıl Biliyorsunuz?

Kenneth L.  Feder 


Şeyleri Bilmek

Epistemoloji kelimesi, bilginin incelenmesi anlamına gelir - ne bildiğini nasıl biliyorsun. Bunu düşün. Herhangi biri bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu nasıl bilebilir? Arkeolojide veya başka herhangi bir bilgi alanında gerçeği fanteziden nasıl ayırt ederiz? Herkes bir şeyler biliyor, ama bunları gerçekten nasıl biliyoruz?

Burada on yedinci yüzyıldan kalma bir gravürde tasvir edilen "Lamia"nın gerçek bir yaratık, memeli ve balığın ve görünüşe göre erkek ve dişinin iğrenç bir bileşimi olduğu varsayılmıştı. İnsanlar aslında Lamia'yı gördüklerini iddia ettiler. 

Örneğin, sizden “dünyanın en yüksek dağı” adını vermenizi istediğimi varsayalım. Çoğunuz, eminim ki, Tibet'in yerli halkının Chomolungma (Evrenin Tanrıçası) dediği dağa Batılı bir isim vererek, "Everest Dağı" cevabıyla kendinden emin bir şekilde yanıt verirsiniz. Çoğu insan Everest'in "dünyanın en yüksek dağı" olduğunu bilir ve bazılarınız yüksekliğinin deniz seviyesinden yaklaşık 29.035 fit (8.850 metre) olduğunu bile biliyor olabilir. Bununla birlikte, Everest'in zirvesi dünyadaki en yüksek noktayı temsil etse de, bir dağın yüksekliğini "deniz seviyesinin üstü" yerine tabandan zirveye olan mesafe olarak tanımlarsanız, bunun gezegenimizin en yüksek dağı olmadığını biliyor muydunuz? Bu ayrım, zirvesi tabanından 33.476 fit (10.203 metre) daha yüksek olan, su altında derin ve dolayısıyla deniz seviyesinin çok altında bulunan Hawaii'deki bir dağ olan Mauna Kea'ya aittir. Mauna Kea, aslında, Everest'ten 1.441 fit (1.354 metre) şaşırtıcı bir şekilde daha uzun.

Her ne kadar “en yüksek dağ” olarak tanımlasanız da gerçek şu ki hiç Tibet'e ya da Hawaii'ye gitmedim. Everest'i kesinlikle ölçmedim; aslında görebildiğim tüm dağların üstünde olduğumu doğrulamak için zirvesine tırmanmadım. Bu nedenle, Everest veya Mauna Kea ile karşılaştırmak için diğer yüksek zirvelerin hiçbirini ölçmedim. O halde en başta, hangisinin daha az veya en yüksek dağlar olduğu hakkında bir şeyi nasıl bilebilirim?

 Mauna Kea

Dağlar konusunda Connecticut'ın kuzeybatı köşesindeki Ayı Dağı'nın tepesinde harap bir taş anıt var. Anıt on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru inşa edildi ve eyaletteki “en yüksek zemini” işaret ediyor  Anıt, bu en yüksek ve uğurlu zirveleri anmak için inşa edildiğinde - dağın tamamı deniz seviyesinden 2.316 fit (706 metre) yüksekliktedir - insanlar bunun eyaletteki en yüksek nokta olduğunu biliyorlardı ve bu gerçeği anıtla belirtmek istediler.

4 Ağustos 2017 Cuma

Postmodern Anlatılar ve Tarih

Alan Munslov

Tarihe dair (objektif ampirist bir uğraşın kaydı olmaktan çok oluşturulmuş bir anlatı olarak) yapısökümcü görüş, yüzyıl sonu yaygın postmodern entelektüel bağlamın bir sonucudur.{21} Bu bağlam, Fransız kültür eleştirmeni Jean-François Lyotard’ın, 1984 yılında yayımlanan son derece etkili The Postmodern Condition [Post-modern Durum] adlı kitabında tanımladığı, bilimsel bilgiyi edinmekle anlatının işleyişi arasındaki sıkıntılı ilişki üzerine odaklanan bir bağlamdır. Anlatıyı tanımlayan Lyotard, anlatının kültürel formasyon ve aktarımın karakteristik ve özsel özelliği olduğunu ileri sürmüştür.{22} Lyotard anlatının iktidar kullanımıyla ilişkili olduğu konusunda Foucault’yla hemfikirdir. Lyotard’a göre, toplumsal olarak benimsenmiş belli bir dizi kural ve pratiğe göre yapılanan kendini meşrulaştırma türü, konuşmacının ya da yazarın o toplum içindeki otoritesini kurar ve o toplumun öz kimliğinin karşılıklı olarak pekiştirilmesi işlevini görür.{23} Batılı bir kültürel pratik olarak tarih, öz kimliğimizin yitiminin tehdidi altındadır. Bu arada, kendilerince sağduyulu, bilimden esinlenen, nesnel ampirist paradigmalarına ilişkin gerçekçi inançlarına saplanıp kalmış tarihçiler (deliller, toplumsal teorileştirme ya da sadece önyargı gibi teknik sorunların bu bilgiye erişmeyi engellediğini fark etseler bile) doğru tarihsel bilgilerinin izini sürerken “kırılmalar" olarak gördükleri şeye katlanırlar.

Munslov'ın Küçük Sözlüğü

Alan Munslov

A priori bilgi: Deneyden bağımsız bilgiyi varsayan popüler bir felsefi terim.
Argüman: Bir öncüller dizisi ve bu diziden çıkarılan sonuç. Eğer sonuç öncül(ler)den ya tümdengelimsel ya da tümevarımsal olarak çıkarılmışsa bir argümanın (doğru olup olmamasından bağımsız olarak) geçerli olduğu söylenir.
Metrik-tarih [Cliometrics]: Yorumu kolaylaştırmak için matematiğin ve istatistiğin geçmişe ait verilere uygulanması. 1960’larda, özellikle ekonomik tarihte popüler olmakla birlikte 1990’larda önemini yitirmiştir.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Tarihin Doğasına İlişkin Bazı Temel Sorular

Alan Munslov


TARİHE YAKLAŞIM
Amacım bugün tarih içindeki merkezi bir tartışmayı, yani bir disiplin olarak tarihin anlatı formuyla geçmişin içeriğini tam olarak ne oranda kapsayabileceği ve temsil edebileceği tartışmasını ele almaktır. Daha açıkçası, anlatısal ya da edebi yapıdaki tarih metni tarihsel açıklama için ne kadar yeterli bir araçtır ve yanıtımızdan çıkarabileceğimiz ipuçları nelerdir? Artık tarihçiler, tarih felsefecileri ve anlatıyla ilgili başkaları için tarafsız tarihçilerin uyguladığı anlamda tarihsel gerçeklik ve yöntemsel objektiflik gibi eski modernist kesinliklerin meydan okunan ilkeler haline geldiği bir postmodern çağda yaşadığımızı iddia etmek sıradan bir durumdur. Bugün çok az sayıda tarihçi geçmiş hakkında doğruyu/ hakikati yazdığını ileri sürecektir. Yazılı tarih, biz tarihçilerin şimdi ve burada bir yer işgal etmekle kalmayıp geçmiş ve geçmişin izleri arasındaki ilişkiyi ve bu izlerden anlam çıkarma biçimlerimizi nasıl gördüğümüze bağlı olarak konumlar da aldığımız ölçüde çağdaştır ya da şimdiki zamana göre yönünü bu ölçüye göre belirler. Bu kitaba Tarihin Yapısökümü adı verildi, çünkü kitabın eksenini tarihin en temel düzeyde yeniden değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin inancım oluşturuyor.

29 Aralık 2015 Salı

Althusser’in çilesi ve felsefesi

Althusser’in çilesi ve felsefesi-I
 Taner Timur
1960’ların ikinci yarısında başlayan ve 16 Kasım 1980’e kadar süren dönemde Fransa’da Marksizm tartışmaları büyük ölçüde Althusser tartışmaları haline gelmişti. Bu dönemin bitiş noktası için kesin bir tarih vermemin bir nedeni var: 16 Kasım 1980’de ünlü Fransız filozofu karısını öldürmüş ve düşünce tarihinde benzeri pek bulunmayan bir dramın kahramanı haline gelmişti. Ve o zamana kadar entelektüel çevrelerde dillerden düşmeyen bir isim birdenbire “tabu” olmuş, belleklerden silinmişti.
Althusser’in ruhsal sorunları olduğu yakın çevresi dışında da bilinmeyen bir şey değildi. Ünlü düşünürün zaman zaman psikiyatri kliniklerini ziyaret ettiği yaygın bir söylenti konusuydu. İşlediği cinayet de bir cinnet anının eseri olmuş ve filozof hapishaneye değil, akıl hastanesine sevk edilmişti. Onu sevenler üzüldüler; çılgın jesti anlamaya çalıştılar ve Foucault’nun Ortaçağ delileri için kullandığı bir deyimle “kaybolmuş” filozofun sessizce yasını tuttular. Merhametin ölenden çok öldüren üzerinde toplanmasından rahatsız olanlar ise hüzünle Althusser’in karısını, Helen’i andılar. Ve bir süre sonra, görünüşe göre, olanlar unutuldu, her şey yeniden düzene girdi. Zaten 1980’lerde başlayan “küreselleşme” dalgası ve Sovyet sisteminin çökmesi de Marksizm tartışmalarını ikinci plana atacaktı.