Enver Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enver Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2017 Çarşamba

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nda

Savaşın başında bir Alman kartpostalı Türkiye'nin savaşa girdiğini ilan ediyor
 Sol üst köşede padişah V. Mehmet Reşat görülüyor.
https://www.deutsche-schutzgebiete.de/mittelmeer_division_souchon.htm
I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı İmparatorluğu, ölümcül bir darbe yediği Balkan Savaşı'ndan henüz çıkmıştır. Bu savaşta yalnızca Anadolu ile birlikte anavatan addedilen o çok değerli Rumeli kaybedilmemiş, -yine büyük bir yenilgi ile bitmiş olan- 1877-78 savaşından sonra hissedilir hale gelen '"devletin çökmekte olduğu'' endişesi yöneticilerin üzerine bir kâbus gibi çökmüştür.

21 Temmuz 2017 Cuma

Butros, Hoşgörülmek İstemiyordu

Amin Maalouf

JönTürkler ayaklanmasından bir yıl, Abdülhamit'in düşüşünden de ancak üç ay sonra… 

Onu en çok kızdıran şey, tüm yönetimde, valisinden en küçük yazmanına kadar bütün yerel görevlilerin uygulamalarında, hala eski yönetim alışkanlıklarının geçerli olmasıydı. Ama bunların bir günde, sadece bir kararnamenin yayımlanmasıyla değişebileceğini düşünmek için de çok saf olmak gerekirdi. Onu üzen başka bir şey de -ki çok daha ciddi, çok daha acı veren bu konudan açıkça söz edemiyordu Butros- onun için en temel konulardan birinde hiçbir düzenleme yapılmadığını, yapılma umudunun da olmadığını yavaş yavaş anlamaya başlamasıydı.

15 Aralık 2015 Salı

Enver, Talat ve Cemal Paşalar İstanbul'dan nasıl kaçtılar?

Osmanlı İmparatorluğu'nu I. Dünya Savaşı'na sokan ve yenilginin baş sorumlusu olarak görülen Enver, Talat ve Cemal Paşaların İstanbul'dan nasıl kaçtıkları, ortaya çıktı.
İmparatorluğun yenilgisini belgeleyen imzalanan Mondros Mütarekesi'nden (30 Ekim 1918) kısa bir süre sonra ortadan kaybolan İttihat ve Terakki Partisi liderlerinin İstanbul'dan ne zaman ve nasıl kaçtıkları şimdiye kadar farklı biçimlerde açıklanıyordu.
Almanya'da yaşayan araştırmacı-yazar Dr. Mete Soytürk ünlü paşalarla, toplam dokuz üst düzey İttihatçı'nın kaçışlarını bizzat organize eden Alman Deniz Kurmay Yüzbaşı Hermann Baltzer'in bu konuyu ele alan yazısını bularak, Türkçe'ye çevirdi.
1933'de kaleme alındı
Yüzbaşı Baltzer'in paşaları 1 Kasım 1918 gecesi İstanbul'un çeşitli köşelerinden toplayıp, Tarabya'da dermirli Alman torpido gemisine nasıl götürdüğünü ve oradan Sivastopol'a nasıl yolcu ettiğini anlatan yazısı Kasım 1933'de "Orientrundschau" adlı dergide "Dünya Savaşı'nın üç büyük Türkü, Talat, Enver ve Cemal Paşa'nın Romantik Sonları. 1 Kasım 1918'den bir anı" başlığı altında yayınlanmış.
İşgal altındaki İstanbul'dan üç paşa ve arkadaşlarını kaçıran Balztzer, bu olaydan sonra İstanbul'da 8 ay daha kalmış ve bu sürede sürekli İngiliz ve Fransız işgal güçlerinden subayların sık sık "Paşaların ne zaman ve nasıl yurtdışına çıktıkları" yolunda sorularıyla karşılaşmış.
Baltzer'in 1933'te bu olayı anlatmasına rağmen, Türkiye'de halen bu konuda farklı açıklamalar bulunuyor ve tarih kitaplarında paşaların, bir Alman denizaltısıyla İstanbul'dan kaçırıldıkları ileri sürülüyor.
Savaşın yenilgiyle sonuçlanmasının ardından iktidardan düşürülen İttihatçı liderlerle ilgili olarak İstanbul'da "Galata Köprüsü üzerindeki sokak feneri direklerine asılacakları" yolundaki söylentilerin ortalığı kapladığı sırada, İstanbul'daki Alman Akdeniz Filosu Karargahı'nda paşaların kaçırılmasına karar verildiğini belirterek yazısına başlayan Yüzbaşı Baltzer, yakın tarihimizin bu ilginç dönüm noktasına tanıklığını aşama aşama anlatıyor.
"Parola ‚Enver'i söylediler"
"1 Kasım 1918'de, İstanbul'da Alman Akdeniz Filosu Karargahı'nda Türkiye'nin 1914 yılında bizim yanımızda savaşa girmesini borçlu olduğumuz, eski bakanlara nasıl bir yardımda bulunabileceğimiz konuşuldu. Bunun üzerine karargahın en genç kurmay subayı olarak ben paşaların kaçırılması planını gerçekleştirmeye aday oldum."
Kaçırma operasyonuna akşam saat 21.00 sularında başladığını anlatan yüzbaşı, askeri demiryollarına ait bir motorla Eminönü'nden denize açıldıklarını, önce Moda iskelesinde, parolayı sorduklarında "Enver"yanıtını aldıktan sonra Talat Paşa, eski İstanbul Valisi Bedri Bey ve beş kişi aldıklarını, ardından Arnavutköy'den yanında birkaç kişiyle birlikte Enver Paşa'yı, son olarak da Boyacıköy'den Cemal Paşa'yı alarak, Tarabya açıklarında duran Alman torpidosuna götürdüklerini, ayrıntılarıyla açıklıyor.
Tüm yolcuların ellerinde küçük birer valizle geldiklerini, motora biner binmez feslerini çıkarıp, birer şapka taktıklarını yazan Yzb. Baltzer, konuklarını eskiden Rusların Karadeniz Filosu'na ait olan ve birkaç haftadır Alman bayrağı altında görev yapan R-1 torpidosunun "geniş ve ferah kaptan kamarası"na bıraktıktan sonra, Tarabya'da oturan askeri rahibin evinde kalan gemi kaptanı Yüzbaşı Alfred Kagerah'ı çağırmaya gittiğini belirtiyor ve şöyle devam ediyor:
Şimdi Almanya'nın başpiskoposu olan Rahip Müller bu gece yarısı ziyareti karşısında epey şaşırdı. Biraz sonra kaptanı gemisine götürdüm ve Türk konuklarımızı mümkün olduğunca hızla Sivastopol'a götürüp, karaya çıkarma emrini ilettim"
"Kendilerini belirsiz bir gelecek bekliyordu"
Paşalarla vedalaşmasını "Geminin kaptan kamarasındaki yuvarlak masa etrafında toplanmış, sessizce oturan Türk konuklarımızın ellerini sıktım. Bu kişiler kendilerini belirsiz bir geleceğin beklediğini biliyorlardı. Fakat bir zamanlar Türkiye'nin en güçlü üç kişisinin sonunun, bir kaç yıl sonra yabancı diyarlarda feci bir şekilde olacağını kimse bilemezdi" sözleriyle anlatan yüzbaşı, geminin 2 Kasım 1918'de gönderdiği telsiz mesajında Türk karasularını terk ettiklerini ve açık deniz olduğunu bildirdiğini belirtiyor.
Yüzbaşı Baltzer'in ünlü paşalara ilişkin anıları burada sona eriyor.
Ancak, bu önemli belgeyi ortaya çıkararak, konuyu açıklığa kavuşturan Dr. Soytürk, 3 Kasım'da Sivastopol'a ulaşan yolcuların buradaki maceralarını da orada Ruslarla Almanlar arasında imzalanan barış anlaşmasından sonra deniz trafiğini denetlemek amacıyla görevli komisyonun başkanlığını yapan Alman Amiral Albert Hopman'ın anılarını yazdığı kitaptan bulmuş.
Burada torpidonun 3 Kasım sabah 08.00'de Sivastopol Limanı'na girdiğini açıklayan Amiral, geminin kaptanı karargahına gelerek, paşaların yanında olduğunu, Almanya'ya gitmek istediklerini kaydediyor.
"Gidip eski dostların ellerini sıkmak istedim, fakat gizlilik gereği bundan vazgeçtim" diyen Amiral Hopman, siyah gözlük takmış ve kılık değiştirmiş olan Enver Paşa'yla karargahının bulunduğu otelde karşılaştığını, ancak tanımamış gibi yaptığını anlatıyor.
Amiral'in anılarına göre Enver Paşa, burada Almanlardan Kafkasya'ya gidebilmek için araç istediğini, olumsuz yanıt alınca da bir Tatar yelkenlisiyle Karadeniz'e açıldığını ve maceralı bir yolculuk sonunda hedefine ulaştığını açıklıyor.
Bilindiği gibi Sıvastopol'da 3 Kasım'da ulaşan paşalar, İstanbul'u bir daha göremediler. Enver'den burada ayrılan Talat ve Cemal paşalarla, arkadaşları Almanya'ya gittiler.
Talat Paşa, 1921'de Berlin'de ve Cemal Paşa 1922'de Tiflis'te Ermeniler tarafından, Enver Paşa'da 1922'de Ruslarla girdiği bir çatışma vurularak öldürüldüler. (GK/BA)
http://bianet.org/bianet/siyaset/60508-enver-talat-ve-cemal-pasalar-nasil-kacti

Corto Maltese'te Tarih Var

Nazlı Ökten

Galileo Galilei’nin sonunda “ne yazık içinden kahraman çıkaramayan halklara” sözüne karşılık “ne yazık kahramanlara ihtiyaç duyan halklara” cevabı verilir. Bu cevabı pek sevip sahiplenmiştim, ta ki Corto Maltese ile tanışana kadar. O güne değin ne bir kahramanım vardı ne de hayranlık duyduğum biri. Hayranlık duyma sözü bile bende tuhaf bir tiksinti uyandırırdı; ne yalan söyleyeyim bir tür aşağılanmışlık duygusu. Bir kahramana ihtiyacım olmadığını sanıyorum ta ki Corto ile tanışana kadar. Corto ile tanışmam gerçek bir çizgi roman kütüphanesiyle tanışmamla eş zamanlıydı. Kütüphanesinde çizgi romana ciddi yer ayıran kısa boylu hülyalı bakışlı Parisli çocuk bir tarih düşkünüydü; karşılaştığımız her binanın tarihçesiyle ilgili birşeyleri vardı anlatacak. Sabaha karşı İrlandalıların barında yanımızda satranç oynayan iki adama bakarak Zweig’ın Satranç Oyuncuları kitabından söz etmeye başlayınca ciddiye almıştım onu ilk. 

Corto Maltese” Semerkant’taki  Altın Yaldızlı Ev
Yazar: Hugo Pratt, Dost Yayınları, 2004 s: 12-13  
Sonra Corto Maltese’in yolunun İttihat ve Terakki ile kesiştiği ve hatta Enver Bey’le selamlaştığı Semerkand macerasını elime tutuşturduğunda Hugo Pratt’ın tarihsel malzemesini nasıl kullandığını görünce Pratt’ı da ciddiye almaya karar verdim. Büyüklere de hayal kurma kapılarını açık tutan çizgi romancılardan biriydi Pratt. Büyük kitapçıların çizgi romanların bulunduğu bölümlerinde rafların dibine çökmüş, yanına yaslanmış, para yettiremedikleri çizgi romanları okuyanların arasına ben de karıştığımda hayal dünyasının birçok ülkesi gibi bu ülkenin sakinlerinin de daha çok ergenlik çağındaki erkekler olduğunu gördüm. Biz kadınların içine gömülü durduğumuz gerçeklikten kurtulup hayallerimizin peşinden gitmemiz zor olduğu için belki de; neyse bunu geçelim… Başka bir kıtadan buralı bir yazar Corto Maltese’in tüm maceralarını İngilizceden hediye edince Corto ile tanışmam tamamlandı. (Bir hocam, başkalarının tutkularının peşinden gitme demişti bana, başlangıçta çok doğru gelmişti bu söz ama şimdi düşünüyorum da başkalarının tutkularından ne çok şey öğrenmişim).
Corto Maltese” Semerkant’taki  Altın Yaldızlı Ev
Yazar: Hugo Pratt, Dost Yayınları, 2004 s: 12-13

Corto tüm kuralları bilip hiçbirini tanımayan biridir herşeyden önce. Kadere, büyüye inanan bir mistiktir ama avucunun içinde talih çizgisini göremeyen falcı kadına gözlerini dikip bir bıçakla kendi kaderini kendi çiziverir eline. Bir çok çizgi roman kahramanı gibi yakışıklıdır ve keskin çizgileri vardır yüzünün. Corto bir kadına hiçbir şey vaat etmeyeceği için bu denli çekicidir; söylenenlerin zenginliği hiçbir zaman söylenmemişlerinkiyle başa çıkamaz. Hiç kimse hiçbir şey beklemeyen ve hiçbir şey vaat etmeyen bir erkek kadar çekici olamaz. Hugo Pratt kadınların ve erkeklerin birarada gönlünü almayı bilir; şapkasından paçasına kadar erotize edilmiş bir kahramandır Corto, kadınları yatağa atarken görülmeye ihtiyacı yoktur. Corto Maltese’in yoluna çıkan kadınlar güçlü ve özgündürler. Onu etkiler ama asla ele geçiremezler. Kimsenin kimseye ait olmadığı ama dostlukların güçlü olduğu bir dünyadır bu. Rasputin, Corto’nun düşmanıysa da aralarında hınzır bir anlaşma vardır. Kimseden tam olarak nefret etmeyiz bu dünyada, herkesi bir tarafından anlayıveririz bir an da olsa.
Corto Maltese” Semerkant’taki  Altın Yaldızlı Ev
Yazar: Hugo Pratt, Dost Yayınları, 2004 s: 12-13
Corto bir denizcidir; tıpkı ona esin kaynağı olan, Jack London’la yolları kesişmiş genç adam gibi. Her kahraman gibi ilelebet genç kalacaktır, ağzında sigarası uçuşan paltosuyla denize bakacaktır. Hep uzaklara gidecektir ve bizi hep peşinden sürükleyecektir. Hugo Pratt işte bu yüzden kendisi ölünce Corto’yu bir başkasının çizmeye devam etmesini vasiyet eder; Manara olabilir mesela. Enki Bilal’in renkler ve esintilerle dolu çizgi dünyasıyla karşılaştıranlar için, Pratt’ın, Corto için yarattığı çizgiler başlangıçta basit görünebilir ama sırları sadeliklerindedir. Siyah beyaz ve sade çizgileri boşlukları hayal gücünüzle doldurmaya izin verir. Corto Maltese’in dünyasında herşey mümkündür: 2. Dünya Savaşı sırasında Venedik’te bir mason locasının toplantısına da düşebilir tepeden, 1. Dünya Savaşı öncesinde İttihat ve Terakki’nin gizli toplantısına da. Tavşan deliğinden düşen Alice gibi onun da karşılaşabileceği şeylerin tek sınırı hayal gücünün zenginliğidir.
Enver Paşa'nın ölümü. 
Corto Maltese” Semerkant’taki  Altın Yaldızlı Ev
Ülkesinde çizgiroman kültürü, küçük karton kapaklı, kötü baskılı, Amerikan Bağımsızlık Savaşı türevi öykülü (Kırmızı urbalı İngilizlere duyulan tiksinti dolu korkuyu unutabilir mi insan?), horgörülüp ebeveynlerce yasaklanan Tommiks-Teksas (ikisi hep birarada anılır) ile başlayıp sonra dergilerde Manara’dan arak öykülerle devam etmiş birisi olarak Corto Maltese (Hugo Pratt) bana çizgiromanı yeniden keşfettiren adamdır. Küçükken başka bir dilden Gaston, Spirou ve Tintin naiflikleriyle beni hep itmişlerdi. Belki çok fazla çocuk kalamayanlardan olduğum için. Üstelik hayal gücümün yasadışı sınırlarını zorlamaktan da uzaktılar.
Farklı paradigmaların birarada varolabileceğini bilmek ama hiçbirini kendi doğrusu olarak sahiplenmemek anlamında mistik ve anarşist bir denizcidir Corto Maltese. Her olasılığı yoklar, her kapıyı açar ama hiçbir yerde çakılı kalmaz. Tarih bilinciyle birleşmiş bir hayalgücünün kapılarını açar insana. Çocuk olmadan da hayal kurabileceğini gösterir. Hülyalı bakışlı Parisli çocuk “haydi bir hayalini söyle onu gerçekleştirmek için uğraşalım” demişti bir keresinde; uzun uzun yüzüne bakıp kendime sormuştum gerçekleştirmek istediğim bir hayalim var mı ki diye. Ne yazık gerçeğin çamurlu bataklığına saplanıp gözlerini çaresizlikle gökyüzüne dikenlere! Ne yazık gerçekleştirmek isteyecek 
http://cortomaltese.com/cities/
Corto Maltese” Semerkant’taki  Altın Yaldızlı Ev'deki macera böyle başlar.
https://kadinbedensahnedunya.wordpress.com/tag/corto-maltese/
[Bu adreste Altzine’in eski sayılarından, diye bir not var ama bu kaynağı doğrulatamadım. Siyah-beyaz görseller benim arşivimden. Başlığı ben yazdım. DK]

23 Kasım 2015 Pazartesi

Falih Rıfkı Atay: İslam İhtilali






İslam İhtilalleri fikrini ciddiye almayanların başında görünüşe göre Mustafa Kemal gelmektedir. Rauf Orbay ve Kazım Karabekir gibi Hindistan İhtilali ile görevlendirilen Atatürk, Enver Paşa’nın bu teklifini nasıl reddettiğini Falih Rıfkı Atay’a anlatmıştır:

"Enver Paşa bana Hindistan’a doğru sefer yapmak isteyip istemediğimi sordu.
Emrime üç alay vereceklerdi. İran’dan, halkı ayaklandıra ayaklandıra Hindistan’a kadar gidecektim.
—Ben o kadar kahraman değilim, dedim.
Talat Paşa, niçin bu görevi kabul etmediğimi sorduğu zaman da;
—Bize bir harita getirsinler, dedim. Durumu gösterdikten sonra da;
—Hem niçin üç alay? Tek bir adam gönderin yeter. Nasıl olsa kendi kuvvetini kendi yapmaya mahkûm değil midir?
—Bu fedailiği üstüne almalı idin… [dedi]
—Eğer böyle olsaydı sizin emriniz beklemezdim. Kendim gider, kuvvetler bulur, Hindistan’ı fetheder ve imparator olurdum, cevabını verdim."


Çankaya, Falih Rıfkı Atay, s: 87

(başlığı ben koydum DK)

İngilizlerden Mısırlılara Duyuru





Egyptian Mail’in haberine göre İngilizler, 17 Kasım 1914 günü Mısırlılara hitaben şu bildiriyi yayınlamışlardır:

"Mısırlılar! Kostantiniye’deki (İstanbul’daki) sultanınıza ne kadar derinden bağlı olduğunuzu biliyoruz. Bu yüzden Büyük Britanya, Türkiye’ye karşı savaşmak zorunda kalmış olmaktan derin bir üzüntü duymaktadır. Ama bu, sultana karşı bir savaş değil, onun aklını çelen ve iktidarlarını cinayet ve terör yoluyla ayakta tutan Enver Paşa gibilerinin küstahlık çetesine karşı bir savaştır.
 Mısırlılar! Sizden tek bir isteğimiz var: sükûnetinizi bozmayın. Bize yardım etmenizi istemiyoruz. Kutsal şehirleriniz Mekke ve Medine’ye zarar gelmeyecektir."

Daily Review of the Foreign Press, 4 Aralık 1914