II. Abdülhamit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
II. Abdülhamit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2017 Cuma

Hamidiye Alayları

Mutay Öztemiz

Kafkasya Cephesinde bulunan Kürdlerden oluşan Hamidiye Alayları Süvari Birlikleri
http://www.bitlisname.com/2016/04/23/hamidiye-alaylarini-olusturan-asiretler/
1808- 1839 yılları arasında idari yapıyı, Fransız modeline göre merkezileştirmek isteyen II. Mahmut, Bektaşilikle birebir bağlantılı Yeniçeri sistemini de kanlı bir biçimde yok edecek ve bunu da Sünni İslama dönüş şeklinde ilan edecektir(1). Tanzimat'ın başlangıcından sonuna kadar Osmanlı bünyesinde olan toplulukların hiçbiri gelişmeleri ve girişimleri tatmin edici ve yeterli bulmuyordu(2). Tanzimat'tan kısa bir süre önce miras yoluyla babadan oğla geçen Kürt emirliklerinin kaldırılmış olması Kürtler arasında büyük bir güvensizliğe ve hayal kırıklıklarına yol açmıştır.

14 Mart 2017 Salı

II. Abdülhamid Dönemine Kısa Bir Bakış


18 Ekim 1908 tarihli kapağında Le Petit Journal gazetesi Bosna Bunalımı'na değinerek kapağında I. Ferdinand'ı Bulgar Prensliği'ni, Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph'i Bosna-Hersek'i ele geçirirken, II. Abdulhamid'i Bosna-Hersek'i ararken tasvir etmiştir.

Osmanlı padişahlarından Abdülmecid'in ve Tir-i Müj­gan Kadınefendi"nin oğluydu. 21 Eylül 1842 tarihinde doğan II.Abdülhamid'in iyi bir eğitim gördüğü söylenemez. Büyük kardeşi V. Murad'ın devlet işlerini yürütme­sine engel olan bir sinir bunalımı geçirmesi üzerine, kendisinden meşrutiyeti ilan edeceğine dair söz alınarak 31 Ağustos 1876"da tahta çıkarıldı.

27 Aralık 2015 Pazar

Alman Silahları Osmanlı Ordusunda

Mehmet BEŞİRLİ

[Yazının tamamı için aşağıdaki linke bkz.]


Krupp firmasının amblemi,
 https://tr.wikipedia.org/wiki/Krupp
II. ABDÜLHAMİT DÖNEMİ
XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Alman-Türk siyasî ilişkilerinin artmasıyla birlikte Alman silah sektörünün etkinliği de, o oranda Türkiye’de yükseliş göstermiştir. İngiliz ve Fransız yayılmacılığı ve baskılarına karşı Alman İmparatorluğu’nun yardımına başvuran Sultan II. Abdülhamid, zamanla Türk ordusunu da Alman modelinde modernleştirmek istemiş ve bu amaçla 1908 Genç Türk Devri-mi’ne kadar Alman subaylarının yardımını talep etmiştir. Alman ordusundan ayrılarak ya da izinli geçici görevle Türkiye’ye gelen Alman subaylar, çeşitli faktörlerin tesiriyle Türkiye’de istenilen düzeyde başarı sağlayamamışlardır. Ancak Alman silah endüstrilerinin ürettiği askerî malzemelerin Türkiye’ye satılmasında oldukça ileri düzeyde rol oynamışlardır. Türk ordusu, zamanla Alman silahları bilhassa Krupp topları ile donatılmıştır. Alman subaylar ise, Türk ordusunun savunma ve vuruş gücünü artıracak önemli düzeyde re-organizasyon gerçekleştirememişler, buna mukabil Osmanlı Devleti’ni Almanya’nın yanında Birinci Dünya Savaşı’na sokabilecek ölçüde Alman nüfuzunu Türkiye’de pekiştirmişlerdir.

8 Aralık 2015 Salı

II. Wilhelm Osmanlı İmparatorluğunda

İlber Ortaylı


https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/b9/State_visit_to_Jerusalem_
of_Wilhelm_II_of_Germany_in_1898._General_view_of_street_procession.jpg
1898 yılı Ekimi'nde Alman imparatoru ailesi ile birlikte İstanbul-Kudüs yolculuğuna çıktı. İkinci defadır ki Osmanlı ülkesini ziyaret ediyordu ve bu gezi gerek bir gövde gösterisi olarak, gerekse sağladığı sonuçlar bakımından Osmanlı İmparatorluğu'nda Almanya'nın nüfuzunu artıran tarihî bir dönüm noktası sayılır. II. Wilhelm, Bismarck'tan sonra Alman imparatorluğunun yayılmacı politikasını temsil eden ve yönlendiren bir hükümdar gibi değerlendirilmemelidir. Fizik bakımdan doğuştan özürlü olmasına rağmen sert bir askerlik eğitimiyle yetiştirilmiş, şefkatten yoksun büyümüştü. Veliahtlığında Wilhelm adeta bir hayat mücadelesi vermek zorunda kalmıştı.

23 Kasım 2015 Pazartesi

Orhan Koloğlu: Sansürün Keyfiliği ve Sınırları




Sansürün keyfiliği ve sınırları

Yabancı basını ve yayınları da kontrol etmek Matbuat Müdürlüğü’nün göreviydi.
"Muzır" olduğuna karar verilenleri, bazen telgrafla, bazen mumluda çoğaltarak ilgililere, vilâyetlere, mutasarrıflıklara yolluyor, bölgelerinde bunların yasaklanmasını istiyordu. Birçoğunu çözmekte bizim de zorlandığımız yabancı isimleri içeren listeleri alan memurların, bir düzineyi halkın dildeki bu yayınları bilmesi, tanıması olanaksızdı. Dolayısıyla içinde bulunduğu korku rejiminde en akıllı şey, ayrıntısına bakmadan her önüne geleni yasaklamak oluyordu. Bu listelerden bazılarının ise insanı aptala çevirecek kadar ayrıntılı olduğuna da işaret etmeliyiz.

Elimizde bulunan 1904 yılına ait bir listede 129 isim altındaki yayının, 239 sayısının yasaklanmasına dair bilgi vardır. Yabancı isimlerin Arap harfleriyle yazılmasındaki zorluğun yanı ısıra, zavallı bir zabıta memurunun bunu anlamasını beklemek insafsızlık olurdu. Bu yüzdendir ki, sansür memurları, rejimin gereğine uyarak her şeyden önce kendilerini güvence altına almaya çalışmışlardır.

Vilayetlerde sansür olayında mektupçunun kişiliği önemli bir rol oynuyordu.
Eğer evvelce gazetecilik yapmış ya da çoğu kez olduğu gibi, vilayetin resmî gazetesini kendisi çıkarıyorsa işi kolaylaşıyordu; bu alanda bilgisi yoksa keyfilik artıyordu. Eski örnekler de geçerli bir yöntem olmuyordu. Bir mektupçunun yasakladığını öbürünün hoşgörüyle karşılamasına çok rastlanıyordu. Anadili Türkçe olmayan bölgelerde ise mektupçunun bu konudaki bilgisinin derecesi de son derece önemliydi.

Orhan Koloğlu,
"II. Abdülhamit Sansürü",
Tarih ve Toplum, sayı 38 (1987).


(ayrıca bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_sans%C3%BCr) 



İstibdat Döneminden Jurnal Örnekleri





a. içki içen mektupçu için yazılanlar.

“9 Ekim 1893
Büyükada’da oturan devlet çevirmenlerinden Maarif Nezaret-i Celilesi Mektupçusu Sırrı Beyefendi, geçen Cumartesi günü ailesiyle beraber Burgaz adasına gitmiştir. Oradaki gazinoda karısıyla beraber kahve içmişlerdir. Oradan kalkıp Hristos manastırına gitmişler ve ailesiyle açıkça eğlenmişlerdir. Akşamüzeri sarhoş oldukları ve İslam dinine yakışmayacak halde Hıristiyan halk arasına karışmışlardır. Bu, halkın hayret ve şüphesine neden olmuştur. … Bu olay birinci defa olmayıp pek çok kez tekrar etmiş olmakla...
Zaptiye Nazırı Nazım” (Jurnali yapan kişi)



b. Sadrazam hakkında jurnal
“29 Mart 1902
Sadrazam Sait Paşa hazretleri, bugün saat dört buçukta konağından çıkıp Ihlamur yoluyla Mabeyn’e (çalıştığı kurum) gelerek, gece saat birde Maçka yoluyla konağına avdet (ulaşmış) etmiş, adı geçenin konağına çeşitli saatlerde; İzmir Valisi Kamilpaşazade Şevket, Abdullah Beyler ve Napoli eski konsolosu Panayotis Efendi’nin gelip gitmiş oldukları, Maçka Karakolundan alınan jurnal üzerine bilinmektedir...
İkinci Fırka Kumandanı Müşir Şevket” (Jurnali yapan kişi)


Kaynak: Faiz Demiroğlu, Abdülhamid’e Verilen Jurnaller (İstanbul, 1955).



II. Abdülhamid ve Mısır Meselesi, Francois Georgeon


Abdülhamit’in Tunus meselesinde fazla ısrarcı olmamasının nedenlerinden biri her açıdan daha önemli bir sorun olan Mısır meselesiyle uğraşmak zorunda kalmasıdır […] Mısır, her şeyden önce, imparatorluğun merkezine Tunus beyliğine göre çok daha yakındır. Mısır ve Bâb-ı Âlî arasında da daha sıkı bir ilişki vardır. Aynı Tunus beyliği gibi özel statülü bir
vilayet olan Mısır, her yıl Osmanlı hazinesine hiç de yabana atılmayacak bir katkı sağlamaktadır. Kuşkusuz, hidiv ailesi de önemli ölçüde özerklik kazanmıştır, ancak, hidiv Bâb-ı Âlî’yle ilişkilerinde her zaman saygılı davranmakta, İsmail Paşa yaz aylarını düzenli olarak Boğaz’da geçirmektedir.
[…] Üstelik Mısır, Arap dünyasında merkezî bir konuma sahiptir; Süveyş Kanalı’nın açılması bu durumu daha da belirginleştirmiştir. Kahire, Sina yarımadasını aşmıştır; orada yaşanan her şey etkilerini tüm Arap dünyasında göstermektedir.

Meclisin Kapanması 1878






Serbest bir seçimle meclise gelmemiş olsalar bile halkı temsil ettiklerine inanan mebuslar, ülkenin gündemindeki ve tüm ülke halkını ilgilendiren Osmanlı-Rus savaşını yakından izlemişler, zaman zaman meclis gündemine getirmekten çekinmemişlerdir. Osmanlı ordusunun sürekli yıpranmasından, Rusların İstanbul’a doğru ilerlemesinden endişe duymuşlar, yönetimin buna bir çare bulmasını istemişlerdir.
Padişah ise çözümü Meclis-i Mebusan’ın dışında aramayı tercih etmiştir.

Meclis-i Mebusan 1908 (II. Abdülhamid locada)
Yıldız Sarayı’nda eski, yeni hükümet üyelerinden, Âyân ve Mebusan Meclisi başkanlarından, bu meclislerden seçilen ikişer üyeden, ulema ve komutanlardan 43 kişinin toplandığı özel bir meclis oluşturulmuştur. Bu sırada bir İngiliz filosu da İstanbul’a gelmiştir. İşte bu karışık ortamda toplanan mecliste sadrazam, Osmanlı İmparatorluğu’nun örs ile çekiç, yani İngilizlerle Ruslar arasında kalmış olduğunu belirterek, "alınmış kararları" kabul edip etmediklerini sormuştur. Meclise katılanların çoğu sadrazamı onaylarken, Meclis-i Mebusan temsilcisi olarak bu toplantıya katılan Ahmet Efendi ayağa kalkarak:
"Siz bizim fikrimizi pek geç soruyorsunuz. Felaketin önünü almak mümkün olduğu zaman bize suret-i ciddiyede [ciddi şekilde] müracaat etmeliydiniz. Meclis-i Mebusan kendi malumatı haricinde olarak husulüne sebebiyet verilen bir halden [bilgisi dışında ortaya çıkan bir durumdan] dolayı mesuliyeti asla kabul etmez […]" diyerek padişahı doğrudan eleştiren bir konuşma yapmıştır […] Bunun üzerine padişah Said Paşa’ya, "şu herife bir cevap ver; heyet işitsin" […] demiş ve daha sonra da "Ceddim Sultan Mahmut’un yolunu takip edeceğim" diyerek meclisi terk etmiştir.

14 Şubat 1878’de hükümet […] Kanun-ı Esasi’nin, Meclis-i Umumi’nin zamanından önce açılıp kapatılması, çalışma süresinin uzatılması konusunda padişaha yetki verdiğini belirterek, Meclis-i Umumi’nin geçici olarak kapatılmasını padişaha önermiştir.
Bu öneriye uygun olarak padişah bir irade-i seniyye imzalayarak Meclis-i Mebusan’a göndermiştir.

İhsan Güneş, Türk Parlamento Tarihi. Meşrutiyete Geçiş Süreci:
I. ve II. Meşrutiyet, cilt I (Ankara, 1995).


Osmanlı'da Alman Yayılmacılığı


[Ottoman Empire] Jerusalem, Official Visit of Wilhelm II, German Emperor, Palestine, 1898 (Alman Kralı Wilhelm'in Kudüs Ziyareti, Filistin, 1898) 1898https://www.flickr.com/photos/39206470@N08/22524319355

Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman yayılmacılığı

II. Wilhelm’in İstanbul’a yaptığı iki ziyaret Fransa’nın Anadolu ve Doğu Akdeniz’deki asırlık prestijini kayda değer ölçüde zayıflatmaya yetti. Almanlar, bir zamanlar Türk ordusunu ve Osmanlı Devleti’nin çeşitli idarî kurumlarını düzenlemekle görevlendirilmiş olan Fransız subay ve memurlarının yerini aldılar. İstanbul ve Türkiye’nin diğer kentleri Alman göçmenlerin ve sermayedarların akınına uğradı.